1 Nisan 2013 Pazartesi
İşaretli Yollar National Geographic Dergisi'nin Traveler Eki'nde
National Geographic dergisi Traveler ekinde Türkiye'deki işaretlenmiş kültür rotalarına yer verdi. Ekte Lykia Yolu, Küre Dağları, Hitit Yolu, İstiklal Yolu, St.Paul Yolu, Gastronomi Yolu, Katır Yolu, Yenice Ormanları, Eskipazar, Kocaeli Parkurları, Gerede Yayla Yolları, İbrahim Yolu, Idyma Yolu, Karia Yolu ve Kaçkar Hevek Yolları gibi pek çok güzergah tanıtıldı.
Ordu Doğa ve Kültür Rotaları Atlas Dergisi Eki Oldu
29 Mart 2013 Cuma
Turizmciler Ordu'da
Oksijen Yurdu Ordu
turizm atağına kalktı
Türkiye’nin turizm politikasının yeni mihenk taşı olarak adlandırılan
alternatif turizm sektörünün yeni destinasyonlarının temel parçası olması
hedeflenen Ordu, bu amaçla yeni konuklarına merhaba diyecek. Türkiye’nin en
güzel doğalarından birine sahip olan ve iklim koşullarıyla her türlü outdoor
etkinliğinin yapılabileceği Ordu, 2012 yılında hayata geçirilen “Aklın Yolu
Birdir” projesi çerçevesinde yeni konukları ile buluşuyor. Doğa koruma ve çevre
bilincini geliştirmek, turizm alanında farkındalık yaratmak, bakir
bölgeleri doğaseverlerle buluşturmak ve Ordu’nun turizm değerlerini ortaya
koymak amacıyla Ordu Valiliği etkinliklerini arttırdı.
26 Mart Salı günü başlayacak etkinliğe, turizm acentaları ile ulusal basın
temsilcileri davet edildi. Ünye’den başlayıp, Ordu’nun değişik yörelerinde
sürecek etkinlikte: Ordu ve Ünye kent turu, tarih turları (kaya mezarları,
kaleler, kiliseler), doğa turları (şelaleler rotası, botanik turları, kuş
gözlemi), kültür turları (Yeşilce, Kabakdağı, fındık temalı), outdoor
etkinlikleri (336 kilometrelik yürüyüş, 1025 kilometrelik bisiklet ve 370
kilometrelik manzaralı araç parkurları), kış turizmi ve yamaç paraşütü
faaliyetleri konuklara tanıtılacak.
Tanıtım öncesi verilecek 'Hoşgeldin' kokteylinde de Ordu’nun doğa ve tarih
zenginliklerini tanıtan 'Ordu Yürüyüş Rotaları ve Turizm Keşif Rehberi' kitabının
da tanıtımı yapılacak.
ORDU TURİZM TANITIM
PROGRAMI ETKİNLİKLERİ
26 Mart (Salı)
Samsun Havaalanı’na varış
Fatsa’da öğle yemeği
Bolaman Haznedaroğlu Konağı ve Yason Burnu Kilisesi gezisi
Boztepe’de çay molası ve yamaç paraşütü gösterisi
Otele yerleşme
Akşam kokteyl
Bölge tanıtımı (Powerpoint sunumu)
27 Mart (Çarşamba)
Otelde kahvaltı
Fatsa’da öğle yemeği
Bolaman Haznedaroğlu Konağı ve Yason Burnu Kilisesi gezisi
Boztepe’de çay molası ve yamaç paraşütü gösterisi
Otele yerleşme
Akşam kokteyl
Bölge tanıtımı (Powerpoint sunumu)
27 Mart (Çarşamba)
Otelde kahvaltı
Çambaşı’na hareket
Gerce Obası-Kaleboynu Yaylası yürüyüşü
Çambaşı’nda yöresel yemek
Yeşilce’ye hareket
Zile Obası ve Kızılağaç Yaylası gezisi
Yeşilce’de akşam yemeği ve konaklama
Gerce Obası-Kaleboynu Yaylası yürüyüşü
Çambaşı’nda yöresel yemek
Yeşilce’ye hareket
Zile Obası ve Kızılağaç Yaylası gezisi
Yeşilce’de akşam yemeği ve konaklama
28 Mart (Perşembe)
Yöresel kahvaltı
Ulugöl’e hareket
Ulugöl’de çay ve kumanya ikramı
Ünye’ye hareket
Ünye kent gezisi ve akşam yemeği
Havaalanı’na transfer ve dönüş
Yöresel kahvaltı
Ulugöl’e hareket
Ulugöl’de çay ve kumanya ikramı
Ünye’ye hareket
Ünye kent gezisi ve akşam yemeği
Havaalanı’na transfer ve dönüş
Kaynak : Ordu Olay Gazetesi
27 Mart 2013 Çarşamba
Kardan Kent : Kars
Görkemli Baltık mimarisine, karlar
altındaki Sarıkamış'a, Ani Harabeleri'nin sonsuzluğuna ya da kaz eti ve peynirin
en lezzetlisine yapabileceğiniz bir yolculuk… Karın hep usulca yağdığı, keskin
soğuğun size sıcak hayaller kurdurttuğu Kars'ı hala görmediyseniz, bu yıl yola
çıkmanın tam vakti...
Yazı: Türkan Doğan
Fotoğraf: Mukadder Yardımcıel
Fotoğraf: Mukadder Yardımcıel
"Eğer Bakû'yü göremedinizse üzülmeyin, Kars
size gösterir... Eğer Tiflis'i de göremedinizse üzülmeyin Kars'ta
görebilirsiniz... Eğer Erivan'ı merak ediyorsanız, yine size Kars yardımcı
olacaktır. Hatta St. Petersburg'u tanımak için bile Kars'tan çok şey
öğrenebilirsiniz!" der yazar Oktay Ekinci doğup büyüdüğü kenti anlattığı "Kars
Kitabı"nda. Sizin de Kars'ta olmak için pek çok nedeniniz olabilir.
Rus
işgali yıllarında Baltık mimari tarzında inşa edilen yapılarıyla bambaşka bir
doğu kenti görmek için Kars'ta bulabilirsiniz kendinizi. Ani Harabeleri'nin
heybeti ve sonsuzluğunda kaybolmak için de Kars'a gidebilirsiniz. Ya da beyaz
örtünün çok yakıştığı Sarıkamış'ta kayak yapma isteğiyle dolabilir; oradan da
buzlar içindeki Çıldır Gölü'ne uzanıp soğuğu içinize
çekebilirsiniz.
Kars'ı bir lezzet durağına dönüştüren kaz eti ya da
gravyer peynirinin peşi sıra da bir gurme turuna çıkabilirsiniz. Terekeme,
Malakan, Yerli, Kürt, Türk, Ermeni, Çerkeş, Gürcü, Azeri ve Rus kültürlerinin
birbirine nasıl karıştığını görme isteği de sizi Kars'a sürükleyebilir. Hepsi
bir yana, belki de Orhan Pamuk'un Şair Ka'sının kentteki adımlarının izini
sürmek için Kars sokaklarını arşınlamak istiyorsunuzdur. Nedeniniz ne olursa
olsun doğunun bu serhat şehrindeyseniz eğer, bambaşka bir yolculuğa çıktığınız
kesin.
Doğunun mimari başkenti
Çevrenizdekilerin "Bu kış
gününde Kars'ta ne işiniz var" sözlerine kulak asmayıp Kars'a
gelmişseniz doğunun bu uzak köşesindeki yalnız kentin hüznünü
dilediğinizce yaşayabilirsiniz. Usulca yağan kar ve keskin soğuk, size Kars'ta
olduğunuzu her daim hatırlatır. Kars'ı gittiğiniz diğer doğu kentlerinden ayıran
en önemli faktör ise kente bambaşka bir çehre kazandıran Baltık mimarisinin
örnekleri. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda 40 yıl Rus işgali altında kalan
kent, Ruslar tarafından Kars'ta başlatılan yeni imar çalışmasıyla bambaşka bir
yapıya bürünmüş.
Özellikle 1706 yılında Rusya'nın kuzeyinde Baltık Denizi bölgesinde uygulanan mimari anlayışın Kars'ta uygulanmasıyla bugünkü Yusufpaşa, Ortakapı ve Cumhuriyet Mahallelerinin merkezini oluşturduğu yeni şehir planı kurulmuş. Birbirini dik kesen ızgara planlı caddelerin oluşturduğu bu yeni şehir planında, Baltık mimari tarzının düzgün kesme bazalt taşlarıyla birbirinden görkemli binalar inşa edilmiş.
Rus mimarisinin Kars'taki en önemli örnekleri ise Hekim Evi, Defterdarlık Binası, Sağlık Müdürlüğü Binası, Eski Vali Konağı Binası, Tuncer Güvensoy Evi gibi yapılar. Bugün pek çok kamu kuruluşunun ikametkağı haline getirilen bu yapıların bazılarının aslına uygun olmadan boyanarak kullanılması ise yüreğinizi sızlatabilir.
Özellikle 1706 yılında Rusya'nın kuzeyinde Baltık Denizi bölgesinde uygulanan mimari anlayışın Kars'ta uygulanmasıyla bugünkü Yusufpaşa, Ortakapı ve Cumhuriyet Mahallelerinin merkezini oluşturduğu yeni şehir planı kurulmuş. Birbirini dik kesen ızgara planlı caddelerin oluşturduğu bu yeni şehir planında, Baltık mimari tarzının düzgün kesme bazalt taşlarıyla birbirinden görkemli binalar inşa edilmiş.
Rus mimarisinin Kars'taki en önemli örnekleri ise Hekim Evi, Defterdarlık Binası, Sağlık Müdürlüğü Binası, Eski Vali Konağı Binası, Tuncer Güvensoy Evi gibi yapılar. Bugün pek çok kamu kuruluşunun ikametkağı haline getirilen bu yapıların bazılarının aslına uygun olmadan boyanarak kullanılması ise yüreğinizi sızlatabilir.
Kars'ın
Ayasofya'sı: Fethiye Camii
Kars'taki en önemli duraklardan biri de
elbette ki pek çok döneme ait eserin sergilendiği Arkeoloji Müzesi. Bir
etnografya salonunu da barından müze, Kars'ta yaşamış köklü uygarlıkların miras
bıraktığı tarihin izini sürmek için biçilmiş kaftan.
Kars Kent Konseyi Binası ve Aynalı Köşk binaları da yine Kars'ta ziyaret etmeniz gereken yapılardan. Kars'ın en görkemli yapısı ise hiç kuşkusuz ki Ordu Caddesi'nin köşesindeki, 19. yüzyıl sonlarına doğru Ruslar tarafından kilise olarak inşa edilen Fethiye Camii. Bir dönemin Nevski-Rus Askeri Kilisesi olarak inşa edilen yapı, 1985 yılında iki minarenin eklenmesiyle günümüzde cami olarak hizmet veriyor.
Kars kent turunun bir diğer önemli rotası ise Kars Çayı'nın etrafındaki yapılar. Kars Kalesi ve tabyalar, İkinci Taşköprü gibi mekanlar, Kars'ın seyir terası konumunda. Çeşitli dönemlerdeki saldırılarda yıkılan ve tekrar yenilenen Kars Kalesi, bugün orijinalliğinden çok şey kaybetmiş durumda. Kesme bazalt taştan yapılan 3,5 kilometrelik sur duvarlarında önceden 220 burç varken, sadece yedi burç günümüze kadar gelebilmiş.
Kars Çayı çevresinde görülmesi gerekilen bir diğer yapı ise sivri külah şeklindeki kilise çatısıyla dikkat çeken Oniki Havariler Kilisesi (Kümbet Camii). Ermeni Bagratlı Kralı Abas tarafından 937 yılında yaptırılan ve Kars'ın özel mimari eserlerinden biri olan Kümbet Kilisesi (Camii), görmeden dönmemeniz gereken bir yapı.
Kars Kent Konseyi Binası ve Aynalı Köşk binaları da yine Kars'ta ziyaret etmeniz gereken yapılardan. Kars'ın en görkemli yapısı ise hiç kuşkusuz ki Ordu Caddesi'nin köşesindeki, 19. yüzyıl sonlarına doğru Ruslar tarafından kilise olarak inşa edilen Fethiye Camii. Bir dönemin Nevski-Rus Askeri Kilisesi olarak inşa edilen yapı, 1985 yılında iki minarenin eklenmesiyle günümüzde cami olarak hizmet veriyor.
Kars kent turunun bir diğer önemli rotası ise Kars Çayı'nın etrafındaki yapılar. Kars Kalesi ve tabyalar, İkinci Taşköprü gibi mekanlar, Kars'ın seyir terası konumunda. Çeşitli dönemlerdeki saldırılarda yıkılan ve tekrar yenilenen Kars Kalesi, bugün orijinalliğinden çok şey kaybetmiş durumda. Kesme bazalt taştan yapılan 3,5 kilometrelik sur duvarlarında önceden 220 burç varken, sadece yedi burç günümüze kadar gelebilmiş.
Kars Çayı çevresinde görülmesi gerekilen bir diğer yapı ise sivri külah şeklindeki kilise çatısıyla dikkat çeken Oniki Havariler Kilisesi (Kümbet Camii). Ermeni Bagratlı Kralı Abas tarafından 937 yılında yaptırılan ve Kars'ın özel mimari eserlerinden biri olan Kümbet Kilisesi (Camii), görmeden dönmemeniz gereken bir yapı.
"Sonsuzluk ve Bir Gün": Ani
"Ani bir dünya ama
dünya bir Ani değil" denilmiş vakti zamanında, Türkiye'nin en büyük ve önemli
antik kentlerinden biri olan Ani için. Bu nedenle Kars kent merkezini
dilediğinizce gezdikten sonra istikametiniz Ani olmalı. Türkiye ile Ermenistan
arasındaki sınırı belirleyen Arpaçay Vadisi'nin batı kıyısında yer alan
arkeolojik alan, tarihi İpek Yolu üzerinde bulunuyor.
5 bin yıllık bir geçmişe sahip olan bu görkemli kentin pek çok kavime ev sahipliği yaptığı biliniyor. Etrafı yaklaşık 4,5 kilometrelik sur duvarlarıyla çevrili alan, başka hiçbir yerde yaşayamayacağınız bir sonsuzluk hissini yaşatıyor. Ani sit alanı içerisinde Kars Kapısı, Aslanlı Kapı, Hıdırellez Kapısı, Ateşgede, Selçuklu Sarayı, Kral Gagik Kilisesi, Ani Katedrali, Abukhamrents Kilisesi, Ebu Muneçehr Camii, Tigran Honents Kilisesi, Keçel Kilisesi, Genç Kızlar Kilisesi, İpek Yolu Köprüsü, İç Kale, Kız Kalesi, Bakireler Manastırı gibi çok sayıda önemli yapı bulunuyor. Ancak bu yapıların onarılmasının ve turizme yeniden kazandırılmasının çok ciddi bir süreç gerektirdiğini söylemek gerek.
5 bin yıllık bir geçmişe sahip olan bu görkemli kentin pek çok kavime ev sahipliği yaptığı biliniyor. Etrafı yaklaşık 4,5 kilometrelik sur duvarlarıyla çevrili alan, başka hiçbir yerde yaşayamayacağınız bir sonsuzluk hissini yaşatıyor. Ani sit alanı içerisinde Kars Kapısı, Aslanlı Kapı, Hıdırellez Kapısı, Ateşgede, Selçuklu Sarayı, Kral Gagik Kilisesi, Ani Katedrali, Abukhamrents Kilisesi, Ebu Muneçehr Camii, Tigran Honents Kilisesi, Keçel Kilisesi, Genç Kızlar Kilisesi, İpek Yolu Köprüsü, İç Kale, Kız Kalesi, Bakireler Manastırı gibi çok sayıda önemli yapı bulunuyor. Ancak bu yapıların onarılmasının ve turizme yeniden kazandırılmasının çok ciddi bir süreç gerektirdiğini söylemek gerek.
"Kayağın
yükselen değeri: Sarıkamış"
Mevsimlerden kışsa Kars'a gelip
Türkiye'nin önemli kayak merkezlerinden biri haline gelen Sarıkamış'a gitmemek
olmaz. Yılın büyük bölümünü karlar altında geçiren Kars'ın harikalar diyarı
Sarıkamış, doğası, tarihi mekânları ve yöresel kültürüyle benzersiz bir kış
deneyimi vaat ediyor.
Şu anda bakımsızlığa terk edilse de Sarıkamış'ın en önemli değerlerinden biri Katarina Av Köşkü olarak bilinen tarihi mekân. Çar 2. Nikola tarafından 1890-1914 yılları arasında yaptırıldığı tahmin edilen köşk, dikdörtgen planıyla tamamı ahşap olarak tasarlanan ve hiç çivi kullanılmadan tahtaları birbirine geçirme tekniğiyle yapılan bir yapı. Köşkün hemen karşısında ise bir zamanlar trenleri ve rayları onarmak için kullanılan Cer Atölyeleri yer alıyor.
Sarıkamış'ın merkezinde bulunan Yanık Kilise de, Baltık mimari tarzından inşa edilen bir diğer önemli yapı konumunda. Sarıkamış'taysanız eğer, Sarıkamış Kültür Evi'ne gidip çaya doymak, Bayraktepe'ye çıkıp şehitliği ziyaret etmek, oradan da Allahuekber Dağları'na bakmadan dönmemelisiniz. Tarihi önemi ve kayağın yükselen değerlerinden biri olması dışında Sarıkamış, yürüyüş, bisiklet ve manzaralı araç yolu parkurlarıyla da "outdoor" severler için önemli bir durak. Keklikdere, Komdere ve İnkaya vadilerinin kullanıldığı parkurlarda, sarıçam ormanının eşliğinde 256 kilometrede 21 değişik güzergâh üzerinden trekking yapılıyor.
Şu anda bakımsızlığa terk edilse de Sarıkamış'ın en önemli değerlerinden biri Katarina Av Köşkü olarak bilinen tarihi mekân. Çar 2. Nikola tarafından 1890-1914 yılları arasında yaptırıldığı tahmin edilen köşk, dikdörtgen planıyla tamamı ahşap olarak tasarlanan ve hiç çivi kullanılmadan tahtaları birbirine geçirme tekniğiyle yapılan bir yapı. Köşkün hemen karşısında ise bir zamanlar trenleri ve rayları onarmak için kullanılan Cer Atölyeleri yer alıyor.
Sarıkamış'ın merkezinde bulunan Yanık Kilise de, Baltık mimari tarzından inşa edilen bir diğer önemli yapı konumunda. Sarıkamış'taysanız eğer, Sarıkamış Kültür Evi'ne gidip çaya doymak, Bayraktepe'ye çıkıp şehitliği ziyaret etmek, oradan da Allahuekber Dağları'na bakmadan dönmemelisiniz. Tarihi önemi ve kayağın yükselen değerlerinden biri olması dışında Sarıkamış, yürüyüş, bisiklet ve manzaralı araç yolu parkurlarıyla da "outdoor" severler için önemli bir durak. Keklikdere, Komdere ve İnkaya vadilerinin kullanıldığı parkurlarda, sarıçam ormanının eşliğinde 256 kilometrede 21 değişik güzergâh üzerinden trekking yapılıyor.
Aşıklar diyarı
Her doğu kenti
gibi Kars'ta da kahvehane kültürü oldukça önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle
Kars insanının soluduğu soğuk havada içinizi ısıtmak isterseniz bir kahvehaneye
uğrayıp yöre insanıyla tanışmanızı öneririz. Öte yandan Orhan Pamuk'un "Kar"
isimli romanını okuyup "Şair Ka"nın kentteki izini sürmek isterseniz de
kahvehaneler sizin yol üstü duraklarınız olabilir. Kars'ta Kar romanına özel
turların yapıldığını da sırası gelmişken söyleyelim.
Kars'ı özel kılan bir diğer yöresel doku ise kentin bir aşıklar diyarı olması. Kars'ta âşıklar için oluşturulan "Aşıklar Otağı" ile yüz yıllardır süren aşıklık geleneğinin korunması sağlanıyor. Otağı ziyaret ederek, âşıkların tatlı tatlı atışmasını izlemek belki de Kars gezinizin en unutulmaz anısı olacaktır. Kars'taysanız eğer gezilecek ve görülecekler kadar yenilecekler de önemli. Örneğin Kars'ın önemli kadın girişimcilerinden biri olan Nuran Özyılmaz'ın sahibi olduğu Kars Kaz Evi'nde kaz eti yemeden dönmemelisiniz. Zira kaz eti Kars sofralarının en makbul yiyeceği ve Kars köylüsünün de en önemli geçim kaynaklarından biri. İnanış o ya, Kars köylüsü kazlarını kesmek için mutlaka ilk karın düşmesini bekliyor, çünkü kaz etinin ancak karla birlikte lezzetlendiğini düşünüyor.
Kars'ta kaz eti yemek dışında kentin hemen her noktasındaki peynir dükkânlarından gravyer, kaşar ve çeçil peyniri satın almak da yapılmadan dönülmemesi gerekenler listemizde.
Kars'ı özel kılan bir diğer yöresel doku ise kentin bir aşıklar diyarı olması. Kars'ta âşıklar için oluşturulan "Aşıklar Otağı" ile yüz yıllardır süren aşıklık geleneğinin korunması sağlanıyor. Otağı ziyaret ederek, âşıkların tatlı tatlı atışmasını izlemek belki de Kars gezinizin en unutulmaz anısı olacaktır. Kars'taysanız eğer gezilecek ve görülecekler kadar yenilecekler de önemli. Örneğin Kars'ın önemli kadın girişimcilerinden biri olan Nuran Özyılmaz'ın sahibi olduğu Kars Kaz Evi'nde kaz eti yemeden dönmemelisiniz. Zira kaz eti Kars sofralarının en makbul yiyeceği ve Kars köylüsünün de en önemli geçim kaynaklarından biri. İnanış o ya, Kars köylüsü kazlarını kesmek için mutlaka ilk karın düşmesini bekliyor, çünkü kaz etinin ancak karla birlikte lezzetlendiğini düşünüyor.
Kars'ta kaz eti yemek dışında kentin hemen her noktasındaki peynir dükkânlarından gravyer, kaşar ve çeçil peyniri satın almak da yapılmadan dönülmemesi gerekenler listemizde.
Malakanlar ve peynir
Rus işgali
yıllarında Ruslar tarafından Kars'a yerleştirilen etnik gruplardan biri olan
Malakanlar, kentte bulundukları dönemde yöre halkına değirmencilik, peynircilik
ve tarımsal alanda önemli yenilikler getirerek Kars'ın bugün bir peynir cenneti
olmasına ön ayak olmuşlar.
Malakanlar'ın kentte yaşadıkları süre boyunca köylerinin yaylası olarak kullandıkları Boğatepe Köyü ise bugün peynir denildiğinde Kars'ta ilk akla gelen bölge. Köyde İsviçreli bir iş adamının peynir imalathanesi olarak yaptırdığı bir bina bugün Zavot Eko Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede, köyün peynircilik geçmişi ve geleneksel üretim süreçleri, görsel malzeme ve objelerle anlatılıyor. Boğatepe Köyü, yöreyi kalkındırması için oluşturulan ve pek çok ilke imza atan bir derneğe de sahip.
Bölge kadınlarının da etkin olduğu Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, peynir ve ekmek yapım atölyeleri, yerel ürünlerle beslenme, bu yıl 20-28 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek olan yoga ve doğa yürüyüşlerinin yer aldığı detoks kampı, bölgedeki bitkilerin sofraya taşınması için bitkilerin sınıflandırılması gibi yöreyi kalkındıracak çalışmalar yapıyor.
Malakanlar'ın kentte yaşadıkları süre boyunca köylerinin yaylası olarak kullandıkları Boğatepe Köyü ise bugün peynir denildiğinde Kars'ta ilk akla gelen bölge. Köyde İsviçreli bir iş adamının peynir imalathanesi olarak yaptırdığı bir bina bugün Zavot Eko Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede, köyün peynircilik geçmişi ve geleneksel üretim süreçleri, görsel malzeme ve objelerle anlatılıyor. Boğatepe Köyü, yöreyi kalkındırması için oluşturulan ve pek çok ilke imza atan bir derneğe de sahip.
Bölge kadınlarının da etkin olduğu Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, peynir ve ekmek yapım atölyeleri, yerel ürünlerle beslenme, bu yıl 20-28 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek olan yoga ve doğa yürüyüşlerinin yer aldığı detoks kampı, bölgedeki bitkilerin sofraya taşınması için bitkilerin sınıflandırılması gibi yöreyi kalkındıracak çalışmalar yapıyor.
Kars'a gitmişken mutlaka…
Kars'a gidip
Çıldır Gölü'nün soğuğunu içinize çekmemek, Ağrı Dağı'nın eteğinde soluklanmamak,
Doğu Beyazıt'a gidip İshakpaşa Sarayı'nın görkemine kapılmamak olmaz. Bu nedenle
Kars'taysanız, yolunuzu Ardahan, Iğdır ve Ağrı'ya da mutlaka
düşürmelisiniz.
Alternatif rotalar
Derin vadileri ve
sarıçam ormanlarıyla yürüyüş rotaları alanında da zengin bir seçenek sunan Kars,
doğa tutkunlarını mutlu edecek parkurlara sahip. Kentte Susuz Vadisi ve
Sarıkamış olmak üzere iki ayrı yürüyüş rotasını izleyerek klasik bir turist
olmanın dışına çıkmak mümkün. Ayrıca bisiklet rotaları, tematik tarih turları
(Ani, Kar, Kaleler, Kiliseler, Tabyalar ve Şehitlikler rotaları), geçmişe
yolculuk, doğaya yolculuk, kuş ve botanik gözlem turları, Boğatepe Ekoturizm
Köyü ve Malakan rotası da Kars deneyiminizi zenginleştirecek alternatifler
arasında.
Kars Yürüyüş Rotaları'nın en güzel parkurları ise Komdere-Karakurt, Keklik Vadisi, Hamamlı-Şehitemin Yaylası, Sarıkamış-Katerina'nın Av Köşkü, Doyumlu-Susuz Vadisi, Keçili-Susuz Şelalesi, Çamkaya-İnkaya ve Bayraktepe-Oteller.
Kars Yürüyüş Rotaları'nın en güzel parkurları ise Komdere-Karakurt, Keklik Vadisi, Hamamlı-Şehitemin Yaylası, Sarıkamış-Katerina'nın Av Köşkü, Doyumlu-Susuz Vadisi, Keçili-Susuz Şelalesi, Çamkaya-İnkaya ve Bayraktepe-Oteller.
Kaynak : 22.01.2013
19 Mart 2013 Salı
Kültür Rotaları Atlas Dergisi'nin Mart Ekinde
Atlas Dergisi Mart ayında 'Kültür Rotaları Atlası'nı ek olarak verdi. Ekte Türkiye'nin dört bir yanındaki 22 yürüyüş ve bisiklet rotası hakkında ayrıntılı bilgiler yer alıyor.
7 Şubat 2013 Perşembe
Ordu ve Fethiye Rehber Kitapları Yayımlandı
Ordu ve Fethiye Yürüyüş Parkurları projelerinin rehber kitapları yayımlandı.
Ordu Turizm Keşif Rehberi'ni temin etmek için;
info@ordutrekking.com
Fethiye Yürüyüş Parkurları ve Alternatif Turizm Etkinlikleri kitabını temin etmek için;
info@fethiyetrekking.com
adreslerine e-posta gönderebilirsiniz.
Ordu Turizm Keşif Rehberi'ni temin etmek için;
info@ordutrekking.com
Fethiye Yürüyüş Parkurları ve Alternatif Turizm Etkinlikleri kitabını temin etmek için;
info@fethiyetrekking.com
adreslerine e-posta gönderebilirsiniz.
4 Şubat 2013 Pazartesi
Kültür Rotalarının İzinde
Aralarında Likya Yolu, St. Paul Yolu, Kaçkarlar, Küre Dağları, Karya, Sarıkamış gibi 17 alternatif rotanın bulunduğu güzergahı işaretleyip, "kültür rotaları" adında bir çalışmaya imza atan ekip, bir dernek kurarak bu çalışmalarını paylaşmayı hedefliyor. Dernekten Hüseyin Eryurt, dernekle ilgili merak ettiklerimizi yanıtladı.
Kültür Rotaları Derneği nasıl oluştu?
Kültür Rotaları Derneği, Nisan 2012'de kurulan kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimizin amacı, temsil ettiğimiz Türkiye'nin muhtelif bölgelerinde yer alan kültür rotalarının korunması, rotaların geçtiği yerleşim yerlerindeki yerel halkın katılımı ile geliştirilmesi ve tanıtılmasıdır. Dernek, aralarında yönetim kurulu üyelerinin de yer aldığı rota oluşturanların çıkarlarını temsil etmek üzere ve mevcut rotaların devam etmesi ile yeni rotaların oluşturulmasını teşvik etmeyi de amaçlıyor.
Türkiye'de kültür rotası olarak nereleri işaretlediniz?
Şu anda temsil ettiğimiz 17 mevcut rota bulunuyor. Bunlardan bazıları işaretli olup, bazıları ise GPS noktaları ya da yollar üzerinde yapılan levhalandırmalar sayesinde takip edilerek kullanılıyor. 2013 yılı sonunda rotaların büyük çoğunluğu işaretlenmiş olacaktır. Daha detaylı bilgi için internet sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Yaptığınız çalışmalar kapsamında ön plana çıkan rotalar hangileri?
Her bir rotanın yaratıcısı ve temsilcisi, rota dinamiğinin ivme kazanması için son derece aktif çalışıyor. Bu anlamda yakın zaman faaliyetler kapsamında Evliya Çelebi Yolu'nda, Bursa yerel yetkililerin de desteğiyle devam eden tabelalandırma ve konaklamayı geliştirme çalışmaları; Karya Yolu'nun kullanıma açılması için yol üzerinde yapılan son düzenlemeler; Frig Yolu işaretlendirme çalışmalarının tamamlanması; Serhat Kalkınma Ajansı (SERKA) desteğiyle gerçekleşen Kars-Sarıkamış yollarının tanıtım turu; Hz İbrahim Yolu için Urfa'da birçok akademisyenin katılımıyla yapılması planlanan tanıtım atölyesi çalışmaları sayılabilir.
Çalışmalarınızı nasıl yürütüyorsunuz? Neler var çalışmalarınızın kapsamında?
Kültür Rotaları Derneği, Türkiye'yi uluslararası ortamlarda da temsil etmeyi düşünüyor. Bu konuda yakın zamandaki girişimlerimizden ilki, 25 Ekim 2012 tarihinde Kore'de gerçekleştirilen Dünya Yürüyüş Rotası Konferansı'na konuşmacı katılımcı olarak davet edilmiş olmamız.
İkincisi ise, Avrupa Konseyi, Avrupa Kültür Rotaları Enstitüsü'nün 21 Kasım 2012'de Fransa'da birçok Avrupa Birliği (AB) ülkesinin katılımıyla gerçekleştirdiği Kültür Rotaları Yıllık Tören ve Oturumu'nda Türkiye rotalarını temsil etmesi için davet edilmiş olmasıdır.
Derneğinize dışarıdan üye kabule diyor musunuz?
Derneğimiz üyeleri arasında sürdürülebilir turizm, doğa turizmi, kültür turizmi ve alternatif turizmle ilgilenen bireyler, seyahat acenteleri ve benzeri kurumlar yer alıyor. Üye olmak isteyen herkes bizimle irtibata geçebilir.
Dernek olarak size nasıl ulaşılabilir?
Dernek ofisimiz Haşim İşçan Mahallesi 1296 Sokak No:21 Antalya adresindedir. Ofisimizi, yerli ve yabancı yürüyüşçüler, pansiyon ve ev konaklaması yapan dostlarımız ve tur acentelerinin bir buluşma merkezi olarak kullanmak istiyoruz.
Tabi bunlar dışında ilgisi olan herkesi de ziyarete bekleriz. Antalya dışından bizlerle irtibata geçmek isteyenler ise Türkiye'nin Kültür Rotaları'nın internet sayfasını ziyaret edebilir, görüş ve sorular için de huseyineryurt@kulturrotalaridernegi.org adresinden bize ulaşabilirler.
Bundan sonraki hedefleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Genel hedeflerimiz arasında temsil ettiğimiz rotaları yasal koruma altına (sit alanı gibi) almak, rotaların geçtiği bazı dağ köylerindeki terk edilmiş okulların gönüllü grupların da desteğiyle konaklama yerine dönüştürülmesi çalışmaları, başta Kore olmak üzere birçok yeni pazarda rotalarımızı tanıtma girişimleri, rota temsilcileri ve bölgesel kalkınma ajanslar ile yerel yetkililer sayesinde tanıtım organizasyonları, yurtiçi ve yurtdışı fuarlara katılım gibi faaliyetler bulunuyor.
Ayrıca, Kültür Turizm Bakanlığı, "Enlarged Partial Agreement" (EPA) olarak bilinen ve Avrupa Kültür Rotaları Enstitüsü tarafından, rotalara belli standartlar getirmek adına oluşturulan sözleşmede Türkiye'nin taraf ülke olması için yapılan çalışmalarını aktif şekilde sürdürüyor.
Sözleşme imzalandığı takdirde mevcut rotalarımızın geliştirilmesi, tanıtılması ve özellikle sınır ötesi iş birliklere gidilip yurt dışındaki rotalarla birleştirilmesi mümkün. Dernek olarak bizler Fransa'da yapılan oturumda bu çalışmalar için gereken ilişkilerin temellerini atmış bulunmaktayız.
16 Ocak 2013 Çarşamba
Rize'nin Turizmdeki Marka Değeri
Rize’nin turizmdeki marka değerini yükseltmek ve kayak, dağcılık, kaya tırmanışı, dağ bisikleti, rafting, yamaç paraşütü, trekking gibi ‘Outdoor Sporları’ açısından uygun olan parkurlarını Dünya’ya tanıtımının sağlanması ve turizme kazandırılması amacıyla Rize Valisi Nurullah Çakır Başkanlığında geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirildi.
Vali Çakır’ın Başkanlık yaptığı toplantıya; Vali Yardımcısı ve İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ümit Hüseyin Güney, Vali Yardımcısı Şefik Aygöl, Orman ve Su İşleri Bakanlığı 12. Bölge Müdürü Mustafa Bulut, İl Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Hocaoğlu ile Rize’de ki turizm acenteleri, outdoor spor kulüplerinin temsilcileri, Rize'de ki fotoğraf külüplerinin temsilcileri, Green Life Dergisinin ve Haber53'ün genel yayın yönetmeni Ali Kemal Atik katıldı.
Yaşamakta olduğumuz iletişim çağında, reklam ve tanıtımın çok önemli olduğunu, bu faaliyeti gerçekleştirirken de neyi tanıtacağımızın ve tanıtacağımız değe ilişkin gerekli altyapının mevcudiyetinin önemine değinen Vali Çakır; “Bu toplantı ile Doğu Karadeniz Bölgesinin en önemli coğrafyasındaki, var olan değerlerimizin gerek sizlerin aracılığı ile gerekse ilgili kurum ve kuruluşlarımızın aracılığı ile hem dünyaya tanıtımını sağlamak, hem de gelecek nesillere taşıma konsepti içinde bir beyin fırtınası yapmayı amaçladık. Her geçen gün, bu değerlere sahip topluluklar bu değerlerden elde ettiği gelir miktarı, türü ve şekli değişmekte ve gün geçtikçe de bu konudaki çeşitliliği arttırmaktadırlar. Bu alanda gerek turizmciler olarak, gerekse outdoor spor kulüpleri olarak sizlerin yapacağınız faaliyetleri ilgili kurum ve kuruluşlar olarak desteklemeye devam edeceğiz. Sizlerin buradaki öngörüleriniz; bizler için bundan sonraki süreçte yapmayı planladığımız aktiviteler ve yapılacak olan bilimsel projeler açısından birer yol haritası niteliği taşıyacaktır” şeklinde konuştu.
Kaynak : http://www.haber53.com/70536_Rize-nin-turizmdeki-marka-degeri.html
19 Aralık 2012 Çarşamba
Gönül İlhan'dan Kars Hatırası
Kentte dolaşırken, üst üste yığılan zamanların sunduğu sayısız yolculuk ihtimali dönüp duruyor aklımda. Kars sokaklarında Puşkin'in ve Gurciyev'in izini sürerek tarihe doğru mu kanatlansam, yoksa bisiklet rotasını izleyerek doğanın kalbine mi yol alsam, ya da Çıldır Gölü kıyısına gidip kendi içime yolculuğa mı çıksam?
Ne şöminenin yaydığı sıcaklıktan, ne de yudumladığım çaydan. Odun sobalarının kurulduğu evlerde geçen çocukluğumu bana geri getiren ateşin kırmızısından ısınıyor içim Sarıkamış'ta.
Telesiyejle, dalları kar beyazı ağaçların üstünden, 2 bin 634 metre yükseklikteki Bayrak Tepe'ye (Cıbıltepe) çıkarken kuşlar kadar özgürleşiyorum.
Oradan Allahuekber Dağlarına ve Sarıkamış'a bakmak, 1914 yılının Aralık ayında soğuktan ve açlıktan kırılan 90 bin askerin acı hatıralarını fısıldıyor kulaklarıma.
Arkalarından yakılan türkünün; "Askeri kırdıran Enveri Paşa/ kitlendi kapılar, mekan ağladı" "Sarıkamış'ta kırıldı/ taze gülün goncaları" sözleri yankılandıkça içimde, barış talebiyle çığlıklanıyor insan olma bilincim.
Baktığım her dağ, yürüdüğüm her sokak, gördüğüm her yapı, insan hikayeleriyle dolup taşan geçmişinin üst üste yığılı sayfalarını açıyor usulca.
Sarıçam ormanının ortasındaki Katerina Köşkünün, "Sibel" "Şehmus" "Seni seviyom Buse" yazılan ahşap duvarlarından, onun yaşama sevincini eksilterek geçiyor zaman.
Çar 2. Nikola tarafından, 80 derecede pişirilen çam kerestelerinin birbirine geçirilmesi suretiyle, çivi kullanılmadan yaptırılan köşkün, kapı pervazına çivilenmiş tahta parçalarıyla çoğalan yalnızlığı, iç burkan bir şiir olup dökülüyor takvim sayfalarına.
Köşkün aşağısında, 19.yy sonunda Baltık mimari tarzında inşa edilen ve birbirine bitişik beş binadan oluşan Cer Atölyeleri yer alıyor. Trenleri ve rayları onarmak için kullanılan yapıların önündeki tabelada "koruma altına alınmıştır" yazıyor. Ne ki, dışına kütükler yığılan, içlerinde çöpler biriken camsız ve çatısız taş duvarlarının arasında yıllardır, yağmur damlalarının, kar tanelerinin ve kuşların şarkısını çoğaltıyor rüzgar.
Tarihin tanığı yapıların kimsesiz duruşundan hüzne bulanıyor üstüm başım. Hava kararıyor, sokak lambaları yanıyor, kuş sürüleri kanatlanıyor ağaçlardan.
Molokanlar ve Tolstoy
Telesiyejle, dalları kar beyazı ağaçların üstünden, 2 bin 634 metre yükseklikteki Bayrak Tepe'ye (Cıbıltepe) çıkarken kuşlar kadar özgürleşiyorum.
Oradan Allahuekber Dağlarına ve Sarıkamış'a bakmak, 1914 yılının Aralık ayında soğuktan ve açlıktan kırılan 90 bin askerin acı hatıralarını fısıldıyor kulaklarıma.
Arkalarından yakılan türkünün; "Askeri kırdıran Enveri Paşa/ kitlendi kapılar, mekan ağladı" "Sarıkamış'ta kırıldı/ taze gülün goncaları" sözleri yankılandıkça içimde, barış talebiyle çığlıklanıyor insan olma bilincim.
Baktığım her dağ, yürüdüğüm her sokak, gördüğüm her yapı, insan hikayeleriyle dolup taşan geçmişinin üst üste yığılı sayfalarını açıyor usulca.
Sarıçam ormanının ortasındaki Katerina Köşkünün, "Sibel" "Şehmus" "Seni seviyom Buse" yazılan ahşap duvarlarından, onun yaşama sevincini eksilterek geçiyor zaman.
Çar 2. Nikola tarafından, 80 derecede pişirilen çam kerestelerinin birbirine geçirilmesi suretiyle, çivi kullanılmadan yaptırılan köşkün, kapı pervazına çivilenmiş tahta parçalarıyla çoğalan yalnızlığı, iç burkan bir şiir olup dökülüyor takvim sayfalarına.
Köşkün aşağısında, 19.yy sonunda Baltık mimari tarzında inşa edilen ve birbirine bitişik beş binadan oluşan Cer Atölyeleri yer alıyor. Trenleri ve rayları onarmak için kullanılan yapıların önündeki tabelada "koruma altına alınmıştır" yazıyor. Ne ki, dışına kütükler yığılan, içlerinde çöpler biriken camsız ve çatısız taş duvarlarının arasında yıllardır, yağmur damlalarının, kar tanelerinin ve kuşların şarkısını çoğaltıyor rüzgar.
Tarihin tanığı yapıların kimsesiz duruşundan hüzne bulanıyor üstüm başım. Hava kararıyor, sokak lambaları yanıyor, kuş sürüleri kanatlanıyor ağaçlardan.
Molokanlar ve Tolstoy
500 kişinin çalıştığı ayakkabı fabrikasının kapanması sonrası artan ıssızlaşma halinden kurtulmak için, kayak merkezinden, kültür ve doğa gezilerinden beklentilerini çoğaltarak beyazın her tonuna boyanırken dağlar, kişisel müze görünümündeki Sarıkamış Kültür Evine gidip, çıtır çıtır yanan sobanın karşısına oturuyorum.
Yakın geçmişi yanı başıma getiriyor; duvarlarındaki çerçevelenmiş gazete kesikleri, kilimler, küpler, semaverler, bakır tabaklar, Allahuekber Dağlarında toprak altından çıkarılmış tabancalar, tüfekler, kılıçlar, kamalar...
Rasim Kaya, eşi ve çocukları Azad ile Dilan'ın, ince belli cam bardaktaki demli çayın yanına iliştirdikleri gülücükleri ve türküleriyle yıkıyorum elimi yüzümü.
Gözüm gönlüm açılıyor; Terekeme, Yerli, Kürt, Türk, Ermeni, Çerkes, Gürcü, Azeri, Rus kültürlerinin birbirine geçerek ebruli çiçekler gibi açtığı bu topraklarda.
İlle de savaşmayı reddeden, şiddete karşı olan, ikonlara tapınmayı ve ruhban sınıfı kabul etmeyen, komünal yaşamı savunan felsefeleri nedeniyle Rus çarının ve kilisenin hışmına uğrayan ve 1878'den sonra Kars civarına sürülen Molokanların (süt içiciler) ve Dukhoborların (ruh güreşçileri) hikayelerinden içim taşıyor.
Kitabının telif hakkını onlara bağışlayan Lev Nikolayeviç Tolstoy'un yazdıklarında, benim için yeniden anlamlanıyor hayatın hücrelerinden beslenen edebiyat.
Diğer Hıristiyan gruplar muaf tutuldukları halde, silah kullanmaya ve insan öldürmeye karşı olan Molokanların askere çağrılmalarından ve inançlarına ters düşmek istemeyen bu insanların büyük çoğunluğunun 1922'de göç yollarına düşürülmelerinden acılaşıyor belleğim.
Ve hüznü doluyor kalbime; barışçıl kültürlerinin yanı sıra, semaver çayını, patates, ayçiçeği, lahana yetiştirme, arıcılık, peynircilik, sabun yapımı, tarım ve hayvancılıktaki bilgi birikimlerini de getirdikleri memleketimizden en son 1962 yılında gidişleriyle ve son Molokan Vasil Gavrilev Dölemenci'nin 27 Nisan 2007'de Kars'ta ölümüyle renkleri azalan insanlık bahçemizin.
Yakın geçmişi yanı başıma getiriyor; duvarlarındaki çerçevelenmiş gazete kesikleri, kilimler, küpler, semaverler, bakır tabaklar, Allahuekber Dağlarında toprak altından çıkarılmış tabancalar, tüfekler, kılıçlar, kamalar...
Rasim Kaya, eşi ve çocukları Azad ile Dilan'ın, ince belli cam bardaktaki demli çayın yanına iliştirdikleri gülücükleri ve türküleriyle yıkıyorum elimi yüzümü.
Gözüm gönlüm açılıyor; Terekeme, Yerli, Kürt, Türk, Ermeni, Çerkes, Gürcü, Azeri, Rus kültürlerinin birbirine geçerek ebruli çiçekler gibi açtığı bu topraklarda.
İlle de savaşmayı reddeden, şiddete karşı olan, ikonlara tapınmayı ve ruhban sınıfı kabul etmeyen, komünal yaşamı savunan felsefeleri nedeniyle Rus çarının ve kilisenin hışmına uğrayan ve 1878'den sonra Kars civarına sürülen Molokanların (süt içiciler) ve Dukhoborların (ruh güreşçileri) hikayelerinden içim taşıyor.
Kitabının telif hakkını onlara bağışlayan Lev Nikolayeviç Tolstoy'un yazdıklarında, benim için yeniden anlamlanıyor hayatın hücrelerinden beslenen edebiyat.
Diğer Hıristiyan gruplar muaf tutuldukları halde, silah kullanmaya ve insan öldürmeye karşı olan Molokanların askere çağrılmalarından ve inançlarına ters düşmek istemeyen bu insanların büyük çoğunluğunun 1922'de göç yollarına düşürülmelerinden acılaşıyor belleğim.
Ve hüznü doluyor kalbime; barışçıl kültürlerinin yanı sıra, semaver çayını, patates, ayçiçeği, lahana yetiştirme, arıcılık, peynircilik, sabun yapımı, tarım ve hayvancılıktaki bilgi birikimlerini de getirdikleri memleketimizden en son 1962 yılında gidişleriyle ve son Molokan Vasil Gavrilev Dölemenci'nin 27 Nisan 2007'de Kars'ta ölümüyle renkleri azalan insanlık bahçemizin.
"Kars Kadını Dik Durur"
Sabah erkenden Kars'ın yolunu tutuyorum. Teneke damlı ve minareli köylerin sıralandığı yol boyunca koyun ve inek sürüleri otluyor. Yeşilsiz toprağın rengini, gökyüzünün mavisi güzelliyor.
Müzeye uğruyorum ilk iş. Bazalt taşından yapılmış koç, koyun ve at heykelleri, Gürcü, Bagratlı ve Karakoyunlular dönemine ait mezar taşları ve beyaz vagon müze bahçesinde yer alıyor.
Zemin katta; Urartu, Selçuklu, Roma ve Bizans dönemlerine ait pişmiş toprak kaplar, vazolar, sırlı keramikler, baltalar, yüzükler, akik boncuklar, bilezikler, sikkeler, gözyaşı şişeleri ve ahşap oyma kilise kapıları sergileniyor.
Sabah erkenden Kars'ın yolunu tutuyorum. Teneke damlı ve minareli köylerin sıralandığı yol boyunca koyun ve inek sürüleri otluyor. Yeşilsiz toprağın rengini, gökyüzünün mavisi güzelliyor.
Müzeye uğruyorum ilk iş. Bazalt taşından yapılmış koç, koyun ve at heykelleri, Gürcü, Bagratlı ve Karakoyunlular dönemine ait mezar taşları ve beyaz vagon müze bahçesinde yer alıyor.
Zemin katta; Urartu, Selçuklu, Roma ve Bizans dönemlerine ait pişmiş toprak kaplar, vazolar, sırlı keramikler, baltalar, yüzükler, akik boncuklar, bilezikler, sikkeler, gözyaşı şişeleri ve ahşap oyma kilise kapıları sergileniyor.
İkinci kattaki etnografya salonunda ise, telkari işlemeli gümüş kemerler, yerel giysiler, halılar ve kilimlerin yanı sıra, yün eğirme aletleri ve halı dokuma tezgahı bulunuyor. Bölgenin çok kültürlülüğü, halıların ve kilimlerin dokusuna ilmek ilmek, motif motif işlenmiş. Heybelerin, kolanların, kuşakların nakışlarında renkten renge bürünmüş.
Onlara bakarken, sözün gümüş susmanın altın kıymetinde sayıldığı eski zamanlarda, Anadolu insanının kimi duygularını ve sosyal konumunu giysilerin diliyle aktarışının büyüsüne kapılıyorum, Gelinlerin "gül", damatların "dal" motifli çorap giydiği Anadolu kültüründe, evli erkekler için "büyük ağa", bekar erkekler için "küçük ağa" motifli yün çoraplar örülmüş. Sevdiği kız başkasını seven erkekler ise "yarimi eller aldı" çoraplarını giyerek dolaşmışlar çarşı pazarda. Yeşil oyalı yazma takan gelin, "evdekilerle aramız çayır çimen" duygusunu aktarmış çevresine. Biber motifli oyanın ilettiği mesaj ise, "aramız biber gibi acı" anlamını taşımış.
Müzeden ayrıldıktan sonra, önüme çıkan bütün sokakları yürüyüp, şehrin geçmişini bugüne taşıyan yapıları fotoğraflıyorum.
Aynalı Köşkten sonra yol düşürdüğüm, Aleksandr Nevski Rus Askeri Kilisesinin, belediye ihalesi ile yıkılan güzelim kulelerinin yerinde, 1985 yılında eklenen iki minare yükseliyor şimdilerde ve Fethiye Camisi olarak hizmet veriyor.
MS 937 yılında Ermeni Bagratlı Kralı Abas tarafından yaptırılan ve dış cephe duvarlarında 12 havariyi simgeleyen rölyefler yer alan Havariler Kilisesi, 1994 yılından bu yana Kümbet Cami adıyla ibadete açık bulunuyor. Eski kadın hapishanesi olan bina ve çevresindeki bahçe ise, Kars Kültür Evi olarak hayatını sürdürüyor.
İl Sağlık Müdürlüğü binası, Maliye SSK binası, Stavuşki Konağı, Kars Ticaret ve Sanayi Odası binası, Defterdarlık binası, Tuncer Güvensoy Evi ise, Baltık mimari tarzının en güzel örnekleri olarak caddeleri güzelliyor.
Kadınların çaba ve emekleriyle; evelik aşı, ısırgan çorbası, ayran aşı, erişte çorbası, hörre, hengel, piti, haşıl, kaz eti, umaç helvası gibi yöresel yemeklerin tadı, unutmanın hoyratlığından korunuyor.
"Örnek alacak kimsem yoktu, kendi imkanlarımla ve yaratıcılığımla kurdum burayı, yemek sektöründe ilk kadın benim" diyen Kaz Lokantasının sahibi Nuran Özyılmaz'ın "Kars kadını dik durur" sözlerinde, Hanımeli'nden Kamer'e çoğaldıkça çoğalıyor kadınların çalıştırdığı işyerlerinin sayısı.
Molokanlar, Terekemeler ve peynirin hikayesi
Kentte dolaşırken, üst üste yığılan zamanların sunduğu sayısız yolculuk ihtimali dönüp duruyor aklımda.
Kars sokaklarında Puşkin'in ve Gurciyev'in izini sürerek tarihe doğru mu kanatlansam, yoksa bisiklet rotasını izleyerek doğanın kalbine mi yol alsam, ya da Çıldır Gölü kıyısına gidip kendi içime yolculuğa mı çıksam?
Ani Antik Kentinde mi dolaşsam, Aşıklar Otağına gidip türkülerin notalarında mı kaybolsam, yoksa volkanik obsidyen taşından yapılma aynaların peşi sıra giderek soluğu Maya ve Aztek efsanelerinde mi alsam? Diye düşünürken, farklı kültürlerin harmanlanmasıyla başlayan peynirin hikayesi, 40 kilometre uzaklıktaki 2 bin 200 rakımlı Boğatepe köyüne götürüyor beni.
1877-78 Osmanlı Rus savaşı (93 harbi) sonrasında Çarlık Rusya hakimiyetine giren Kars'a yerleştirilen kültürel ve etnik gruplardan birisi de Molokanlardır. Onların verimli büyükbaş hayvanları, yörenin zengin biyolojik çeşitliliği ve İsviçre'den gelen girişimcilerin kurduğu peynir imalat zavotlarıyla* bir araya gelince, peynircilik hızla gelişir bölgede.
Ve uzun bir yolculuğun ardından kaşar, çeçil, heriye tulum, deri tulum, or tulum, Malakan şarap peyniri, Malakan beyaz peyniri, tel, otlu, çürük, çanak, kelle peynirinden, yapımı üç ay süren gravyere dek olanca çeşitliliğiyle günümüz sofralarına ulaşır.
Geçmişte altı Molokan köyünün yaylası olarak kullanılan Boğatepe'de, İsviçreli bir işadamının peynir imalathanesi olarak yaptırdığı köyün ilk binası, "Zavot Eko Müze" adını taşıyor şimdi. Müzede, peynirin tarihini ve geleneksel üretim süreçlerini anlatan görsel malzeme ve objeler yer alıyor. "Kadın Bakkal" bölümünde ise, unutulmaya yüz tutmuş peynir çeşitleri ve yöre bitkileri sergileniyor.
50 kadın, 15 erkek üyeli Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı Zümran Ömür, çevrede bulunan 300 bitki türünden 30 tanesinin tıbbi özellik taşıdığını, bitkiler konusunda eğitim aldıklarını ve kurutma atölyeleri kurduklarını anlattıktan sonra amaçlarını, "gelecek nesillere kendi ürettiğimiz bitkilerle sağlıklı bir yaşam bırakmak" diye özetliyor.
15 Mayıs-20 Temmuz arasında günlük 35 ton civarında süt ürettiklerini söyleyen dernek eş başkanı İlhan Koçulu ise; peynir ve ekmek yapım atölyeleri düzenlediklerini, köyde konaklama evinin bulunduğunu, yerel ürünlerle beslenme, yoga ve doğa yürüyüşlerinin yer aldığı detoks kampının bu yıl da 20-28 Haziran tarihlerinde yapılacağını ve Kars'ta bir "peynir müzesi" kurmayı çok istediklerini dile getiriyor.
Üretici Kazım Ömür şu sözlerle anlatıyor yaşadığı köyün geçmişini: "Babam 7 yaşında Gürcistan Tiflis'ten gelmiş. Biz Karapapak- Terekemeyiz. Terekemeler, kökleri Oğuz Türklerine dayanan Kafkasya bölgesinde yaşamış, 200 yıl öncesi göçer koyunculuk yapan insanlar. Başlarına kuzu derisinden kara kalpak giydikleri için Karapapak deniyor."
"Bizimkiler 1920'de, kimi atının heybelerine çocuğunu koymuş, kimi de taşınabilir mal varlığını, hayvanını, koyununu, atını getirmiş. Bakıyorlar ki burayı Malakanlar** terk etmiş, bina var, ev var, hayvan barınakları var, gelip yerleşiyorlar."
"Her zaman söylüyorum. Keşke Malakanlar bu bölgeden gitmeseydi. Burada bir renkti. Onlar o dönem sanayiyi buraya getiren insanlar. O dönem sanayi dediğin de değirmendir, ot biçerleridir, at tırmığıdır. Onların üzerine biz devam ettirmişiz."
"Malakanlar savaş sevmeyen bir millet. Çok üretkenler. Kişilik olarak düzgün insanlar. Asla yalan söylemezler, asla hırsızlık yapmazlar, haftanın pazar gününü de kendilerine ayırırlarmış, dinlenmek için. Aşağılarda, 1600- 1700 rakımlı yerlerde meyve bile üretiyorlarmış. Erik, vişne, elma... Son terk eden aileler 1962'de gitmiş buradan. Çok kültürlü, özlü bir milletmiş Malakanlar..."
* Rusçada fabrika/mandra anlamına gelen Zavot sözcüğü zamanla köyün de adı olur. Ta ki, 1930'larda Boğatepe olarak değiştirilene kadar.
** Molokanlara Kars civarında Malakanlar deniliyor.
Gönül İlhan
15 Aralık 2012 Cumartesi
Ağrı Turizm Keşif Rehberi yayımlandı
SERKA (Serhat Kalkınma Ajansı) sponsorluğunda hazırlanan Ağrı Yürüyüş Parkurları projesinin son adımı olan Ağrı Turizm Keşif Rehberi yayımlandı. Kitaba online olarak www.agritrekking.com adresinden ulaşabilir, edinmek için info@agritrekking.com adresine e-posta gönderebilirsiniz.10 Aralık 2012 Pazartesi
Batı dünyası mimariyi Ani'den öğrendi
Kültür Rotaları Derneği Başkanı Kate Clow, bütün dünya mimarlarının, mimariyi Ani'den öğrendiğini belirterek, ilk kiliselerin, ilk harabelerin, ilk binaların Ani'de yapıldığını, buradan Avrupa'ya yayıldığını bildirdi.
Serhat Kalkınma Ajansı'ndan (SERKA) yapılan yazılı açıklamada, ajans tarafından Sarıkamış, Kars, Ağrı, Ardahan ve Iğdır'da düzenlenen gezi, yürüyüş ve tırmanış rotalarıyla bölgenin kültürel, turistik ve doğal değerlerini tanıtmak amacıyla gazeteci, yazar ve seyahat acentesi temsilcilerinden oluşan 50 kişilik grubun kente davet edildiği belirtildi.
Grubun, 4 gün süren program kapsamında Sarıkamış'taki Katerina Köşkü, Bayraktepe Kayak Merkezi ile Çıldır Gölü, Şeytan Kalesi, Kars kent merkezi ve Ani Antik Kenti ile Doğubayazıt ilçesindeki Ahmedi Hani Türbesi ve İshak Paşa Sarayı'nın gezildiği ifade edildi.
Ani Antik Kenti'ni gezen Kültür Rotaları Derneği Başkanı Kate Clow, Batılı mimarların mimarlık sanatını Ani'den öğrendiklerini belirterek, Ani'nin batı dünyasına ve Rönesans'a kaynaklık ettiğini vurguladı.
SERKA sayesinde bölgeyi tanıma fırsatı bulduğunu ifade eden Clow, şunları kaydetti: “Bu geziyle Türkiye 'nin en güzel ören yerlerini, tarihi yerlerini, geleneksel halk kültürünü gördük. İlk kez 1992 yılında gördüğüm Ani'ye çok geldim. Bugüne kadar çok değişti. Selçuklu duvarları restore edildi. Şimdi kiliseleri restore etmeye başladılar. Tigran Honents Kilisesi'ni iki yıl önce yine gezdim. Restore ediliyordu. Freskler restore edilmiş, taşlar restore edilmiş ve çok güzel bir durumda şimdi. Mimarlık çok önemlidir. Çünkü yalnız Ani'de bulunmaz. Buradan giden mimarlık yavaş yavaş bütün Avrupa'ya geçti ve Avrupa'da Rönesans'ta çok önemli bir yere sahiptir. Yani bütün dünyanın mimarları mimariyi Ani'den öğrenmişti. İlk kiliseler, ilk harabeler, ilk binalar bu çeşit yapılar ilk burada yapılmış ve yavaş yavaş Avrupa'ya yayılmış. İngiltere 'den Norveç'e, İsveç'e kadar yayılmıştı. Mimarinin kaynağı Ani Antik Kenti'dir.”
“BATI DÜNYASI MİMARİYİ BURADAN ÖĞRENDİ”
Batıdaki mimarinin kaynağının da Ani olduğuna dikkati çeken Clow, “Batı dünyası mimariyi buradan öğrendi. Bu süreç 200, 300 yıl sürdü ve yavaş yavaş Avrupa'ya yayıldı” ifadelerini kullandı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı temsilcisi Ece Yiğit de Bakanlık olarak kültür yolları konusunda çalışmalar yaptıklarını belirterek, kültür yollarının son dönemde alternatif turizm yöntemlerinden biri olarak dikkat çektiğini vurguladı.
Bakanlık olarak özellikle 3 yıldır “sürdürülebilir turizm” başlığı adı altında kültür yolları çalışmaları yaptıklarını anımsatan Yiğit, şunları ifade etti: “Bilgilendirme amaçlı çeşitli çalıştaylar yaptık. Kendimiz de tabii çok şey öğrendik bu sayede. Şimdi de kültür yolları olarak yapılan çalışmalara elimizden geldiğince destek vermeye çalışıyoruz. Serhat Kalkınma Ajansı'nın bu yöndeki çalışmaları bizim açımızdan çok önemlidir. Bundan sonra yapılacak çalışmalarda da Serhat Kalkınma Ajansı'nı örnek olarak göstermek istiyoruz.”
Kaynak : Radikal Gazetesi (07.12.2012)
"Kültür Yolları" projeleri yasa tasarısını bekliyor
Kültür turizminde kaliteli turisti çekmenin bir yolu da
Avrupa Konseyi Kültür Yolları Listesine girmekten geçiyor. İlgili yasa tasarısı
Meclis’ten geçtiğinde, önemli bir aşama tamamlanmış olacak.
Kültür ve yürüyüş yolları projeleri, Türkiye’nin dünya
genelinde yükselen kültür-doğa ve kırsal turizm trendinde sağlam bir yer
edinmesinde önemli rol oynuyor. Bu projelerle kültür ve doğa turizmine altyapı
sağlanıyor. Bakanlık ve kalkınma ajansları, belediyelerin desteklediği
projelerin önlerindeki hedef, Avrupa Konseyi’nin Kültür Yolları Listesi’ne
girmek. Listeye giren proje dünyaca tanınıyor. Eğitimli, paralı, azımsanmayacak
sayıdaki kültür turistleri ellerindeki listeyi takip ederek bu yolları geziyor.
Bizim kültür ve yürüyüş yollarını bir turizm öğesi olarak
keşfetmemiz ise daha pek yeni. Türkiye’de İngiliz yürüyüşçü ve araştırmacı Kate
Clow’un 10 yıl önce oluşturduğu Likya Yolu’yla profesyonel tarzda hayatımıza
giren kültür ve yürüyüş yolları, Saint Paul, Abraham, Hitit, Frig, Gastronomi,
Karya, Evliya Çelebi, Kaçkarlar, Via Egnetia, Yenice Ormanları, Kars, Sarıkamış
Yolu projeleriyle çeşitlendi. Kate Clow ve Türkiye’nin pek çok yerinde yaptığı
rota belirleme çalışmalarının ardından son olarak Kars-Sarıkamış-Ağrı-Ardahan
rotaları çalışmasıyla dikkat çeken Ersin Demirel’in girişimiyle 6 ay önce
Türkiye Kültür Rotaları Derneği de kuruldu. Derneğin amacı, Türkiye Kültür
Yollarını uluslararası planda da duyurmak.
Avrupa Konseyi Kültür
Yolları Programı 1987’de oluşturulmuş.
Bu programda 29 kültür yolu listeye alınmış. 29
yolun üçü “Fenikeliler Yolu”,
“Avrupa Yahudi Mirası Yolu” ve “Zeytin Ağacı Yolu” Türkiye’de.
Konu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa
Birliği Koordinasyon Daire Başkanlığı Kültür Yolları Sorumlusu Ece Yiğit
tarafından takip ediliyor. SERKA’nın düzenlediği Kars-Ardahan-Iğdır-Ağrı Kültür
ve Yürüyüş Yolları infosuna Bakanlığı temsilen katılan Ece Yiğit, kültür
yolları programındaki yerimizi TUYED’e (Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği) değerlendirdi.
Ece Yiğit’in konuyla ilgili verdiği bilgiler şöyle: “UNESCO ve Avrupa Konseyi tarafından
oluşturulan kültür yolları programına katılan ülkelerin kaliteli turist
sayısında artış yaşanıyor. İspanya’da oluşturulan inanç yolunu yılda 8 milyon
kişi yürüyor. Bu rakam Türkiye’ye gelen turist sayısının neredeyse üçte biri.
Türkiye kültür ve yürüyüş yolları açısından bu programda öne çıkan İtalya,
Fransa ve İspanya’ya göre çok daha zengin. Onlar bizdeki potansiyele sahip
olmadıkları halde, konuyu iyi değerlendirmişler ve bir düzene oturtmuşlar.
Kültür yolları kavramı Türkiye için henüz yeni.”
Eğitimli ve zengin turist geliyor
“Gelen turistin
sayısından çok, ülkemizden nasıl etkilendiği ve ne bıraktığı çok önemli. Kültür
turistleri eğitimli, bilinçli ve ekonomik olarak da çok daha güçlü bir kesim.
Yaşları ise 30’dan başlayıp 80’lere kadar uzanıyor. Spor onlar için yaşam
biçimi. Kültür ve yürüyüş yollarını
yürümeyi amaç edinenler var. Ellerinde liste gittikleri yerleri ‘Buraya da
gittim”diye işaretleyerek geziyorlar.”
“Yerel ekonomiyi besliyor”
“Kültür yolları projeleri yerel ekonomiye de katkı sağlıyor.
Gezginler yol boyunca para harcıyor ve küçük işletmelerde kalmayı seçiyorlar.
Bu da ev pansiyonculuğu ve küçük işletmeciliği teşvik ediyor. Büyük turizm
yatırımları yaptığınızda, bu yatırımlar dar ve küçük bir çevreyi etkilerken,
kültüre yatırım yaptığınızda yatırım miktarı daha az olmasına rağmen, daha
geniş bir kitleyi etkiliyor.”
“Kırsal kalkınmayı da etkiliyor”
“Eğer ülkenizde kırsal kalkınmayı tetiklemek istiyorsanız,
bunun en iyi yolu kırsal turizm ve kültür yollarına yatırım yapmak. Hem halkı ekolojik tarıma yönlendiriyor, el
sanatlarını canlandırıyor, küçük pansiyonculuğu teşvik ediyor, hem de şehirlerini
bırakmadan, daha kaliteli yaşam seviyesine getirecek bir sistem kuruyorsunuz.”
En iyi bilinçlenme ekonomik bilinçlenmeden geçiyor
“O çevrenin doğal
güzellikleri ortaya çıkıyor, kuş ve hayvan türleri ve bitki türlerinin siz de
farkında oluyorsunuz. Bakanlık olarak ören ve kültür yerlerine ciddi bütçeler
ayırıyoruz. Ama insanlar kendi değerlerine sahip çıkınca korumacılık da
süreklilik kazanıyor. Halk para kazanmaya başlayınca ören yerleri ve doğal alanlara daha çok sahip
çıkıyor. En iyi bilinçlenme ekonomik bilinçlenmeden geçiyor.”
“Korumacılık ve çevre bilinci artıyor”
“Koruma konusundaki yaklaşımlar da değişti. Önceden her türlü
yaşamı yerinden alıp koruma yaparken, şimdi oldukları yerde kalmaları,
içlerinde yaşam devam etmezse onların da öleceği yaklaşımıyla hareket ediliyor.
Sayın Bakanın söylediği gibi “Taşların da ruhu var”. Onları içinde yaşam
sürüdüğünde ayakta tutabiliyorsunuz. İnsanlara siz burada kalın, orayı koruyun
diyorsunuz. Bunlar somut olmayan kültürel mirasın da yaşatılmasını sağlıyor.”
“Yerel yönecileri eğitiyoruz”
“Bakanlık olarak son üç yıldır yerel yöneticilerin bu konuya
eğilmesi için çalıştaylar düzenliyoruz. Önce Frig Yolu’yla başladık. Çorum’da ve İpek Yolu özelinde çalıştaylar yaptık. Bu çalıştaylarda bölgenin tarihi, kuş ve
bitki türleri, yemek kültürü gibi pek çok konuda akademisyenlerin de desteğiyle
yerel yöneticileri ve kalkınma ajanslarını
daha fazla bilgilendirmeye çalışıyoruz. İnanç ve kültür yolları
konusunda önümüzdeki aylarda bir çalıştay daha yapacağız. Bu çalıştaya SERKA’yı
davet ettik. Gelip neler yaptıklarını anlatacaklar.”
Yasa tasarısını bekliyoruz
“Avrupa Konseyi’nin kültür yollarıyla ilgili bu çalışmaları
listesine alması çok önemli. Bunun belli bir prosedürü var. EPA sözleşmesi
adındaki sözleşmeyi imzalamak gerekiyor. Katılım payı isteniyor, Kültür ve
Turizm Bakanlığı olarak katkı payını da ödedik. Hazırlanan yasa tasarısı
Meclis’e sevkedildi. Meclisten geçmesini bekliyoruz. Bu süreci yürütürken,
bakanlık olarak katıldığımız yurtdışı
fuarlarda kültür ve yürüyüş yollarımızın tanıtımını yapıyoruz. Kültür
yollarımızla ilgili tüm dokümanları Avrupa Konseyi’nin standartlarına uygun
olarak yapıyoruz. Listeye gireceğimizi
düşünüyorum.”
Kaynak : Aynur GÜRSOY (6.12.2012)
Yazar Buket Uzuner, Kars'ı Hürriyet Seyahat'e anlattı
Peynirin doğudaki kraliçesi
Buket Uzuner
-10 Aralık 2012
Kars’ın meşhur gravyerini, çok az miktarda üretilen Malakan şarap
peynirini ya da heriye tulumunu tattınız mı hiç? Yaz boyunca üretilip
mahzenlerde dinlendirilen bu özgün lezzetler kasım, aralıkta piyasaya çıkıyor.
Kış başında yapacağınız bir gezide yörenin tarihi zenginliğini keşfedebilir, bu
yıl açılan Boğatepe Peynir Müzesi’nde peynirlerin öyküsünü öğrenebilirsiniz.
Kars, tarihi, folkloru, mimarisi,
yemek kültürü üzerine ciddi ve derin araştırmaların yapılması ve yazılmasını
hak eden, Orhan Pamuk’un Kar romanına mekan olduğu için de İzlanda’dan Hindistan'a, Yeni
Zelanda’dan Japonya’ya dünya çapında tanındığına bizzat şahit olduğum bir
şehir. Ancak bütün bunların yanında ve üzerinde benim için apayrı bir yeri var.
O da peynir! Benim için Kars, peynirin kraliçesi bir şehir.
193 TÜRDEN 9’U TESCİLLİ
Peynir sadece peynir değildir.
Sadece bir gıda maddesi olmaktan daha önemlidir. Sağlıkla ve ekonomiyle
ilişkisi kadar tarımdan yemek kültürüne sosyolojik ve folklorik anlamları olan,
günlük hayatı ve tarihi ilgilendiren bir çevresel (ekolojik) ve kültürel
parametredir. Yine Kaşgarlı Mahmut’a dayanarak, peynirin (Uygur) Türkçe ilk adı
olan “udma” kelimesinin uyumak anlamına geldiğini ve bunun da sütün uyuması,
sütü uyutmak sonunda oluşan peynire, mecaz sanatının şahı Türkçe dilinin bir
mucizesi olarak verildiğini öğreniyoruz. Tabii burada durup, sevgili dostumuz
Artun Ünsal’ın “Süt Uyuyunca: Türkiye Peynirleri” adlı güzel kitabına da hemen
bir selam yolluyoruz. Destek Patent A.Ş. başkanı Kemal Yamankaradeniz,
Türkiye’deki 193 çeşit peynirden sadece 9’unun tescilli, lezzet ve hijyen
bakımından uluslararası standartlara uygun olduğunu söylüyor. Fransa’nın 360 çeşit peyniriyle haklı olarak
kültürel gurur duyduğu ve ulusal olarak da büyük iş olanakları yarattığını
unutmadan peynirin Kars’ta izini sürelim.
SÜTE TADINI 200 ÇEŞİT BİTKİ VERİYOR
Kars’taki peynir zavotlarından
(Rusça fabrika) alışveriş ederken, bu şehirdeki peynirin tarihsel hikayesini
merak edenler için bir müze olduğunu öğreniyoruz. Peynir Müzesi, Kars merkeze
45 kilometre mesafede, Boğatepe köyünde. 1880’de İsviçrelilerin kurduğu
mandırada, bu yıl 23 Şubat’ta açılmış. Boğatepe’de sayısı 200’den fazla bitki
çeşidiyle beslenen Zavot ve Doğu Anadolu Kırmızısı adlı sığırlarla, keçi ve
koyun sütünden geleneksel üretim teknikleriyle taze kaşar, eski kaşar, gravyer,
lor, deri tulum, heriye tulum, kısır inek sütünden yapılan nadide Malakan şarap
peyniri, Malakan beyaz peyniri, kuzu işkembesinden or tulum, otlu peynir, kelle
peyniri, tel, çürük ve çanak gibi peynir çeşitleri üretiliyor. Benim zamanım
kısıtlı olduğu için hijyenik ortamda üretim yapan mandıraları ziyaret edemedim
ama peynir fabrikasını, müzeyi ve Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’ni kuran
Karslı çevreci İlhan Koçulu ile Peynir Müzesi’ni gezmek şansına sahip oldum. (http://www.peynirmuzesi.org/)
Türkiye’de ilk olan, ekomüzecilik örneği de sayılacak Peynir Müzesi,
broşüründe: “farklı kültürlerin karşılıklı etkileşimiyle İsviçreli, Rus
(Malakan), Alman ve yerli işadamları, usta ve işçilerin (kadınların) yöredeki
flora ve yerel hayvan ırklarını birleştirerek bu sürecin damaklarda nasıl bir
özgün tada dönüştüğünün hikayesi, çok sayıda görsel malzeme, döküman ve
zamanında kullanılan objeleri” sergilediği şeklinde anlatılıyor. Amaç
unutulmaya yüz tutmuş yerel peynir çeşitlerini hatırlatmak, korumak. Kars
kaşarı, gravyeri ve tereyağının üretim süreçlerini bu mütevazı ve gururlu zaman
tünelinden geçerek öğrenmek, Kars’a olan ilginin değerini arttırmaya da
yarıyor. Bir şehri keşfetmenin en iyi yönteminin, şehir mobilyaları arasında
sokaklarda gezmek kadar mutfağı dahil kültürünün perde arkasındakileri merak
etmek olduğunu iyi bilen gezginler, “Peynir Kraliçesi Kars”ı tanımak için
Boğatepe Peynir Müzesi’ne yollarını düşürecektir. Ben, süt süzme, mayalama,
teleme kesme, kepçeyle karıştırma, harbiyle pıhtı doğrama, pişirme, çifte
çember takma, peyniri kazandan çıkartma, preslenme, tuzlu su havuzunda ve soğuk
olgunlaştırma evrelerinin yapıldığı alet ve edevatları tek tek inceleme şansına
sahip oldum. Peynire çok düşkün biri olarak sütün peynire dönüşmek için
geçirdiği bu sihirli “uyku” (udma) ritüellerini ilk kez yakından öğrenirken
aslında Karslıları da daha iyi tanımaya başladığımı anlıyordum. Bu arada
trekking, dağ bisikleti ve botanik gözlemi gibi ekoturizm faaliyetlerinin de
yapıldığı Boğatepe köyünde konaklama olanağının bulunduğu bilgisini gezginlere
ve gezgin adaylarına duyurmak isterim. (İletişim: ekomuzezavot@gmail.com)
İKİ CİDDİ RİSK
Kars ile birlikte Ardahan, Iğdır
ve Ağrı illerini de içine alan bölgede faaliyet gösteren, Kalkınma Bakanlığı’na
bağlı 26 kalkınma ajansından SERKA’nın (Serhat Kalkınma Ajansı) turizme
katkılarını anmadan Kars’tan ayrılmak olmaz. SERKA, bu şehirlerin kaynak ve
olanaklarını belirleyerek sosyo-kültürel ve ekonomik refahı yükseltmek için
çalışan bir ajans. Benim de davetlisi olarak katıldığım “Turizm Tanıtım
Programı” aslında rehber Ersin Demirel’in hazırladığı “turizm keşif çalışması”
adlı kapsamlı ve özenli dört şehir kitabı eşliğinde bölgeyi tanıtmaya yönelik
bir geziydi. Kars, ayrılırken insanı mutlaka bir daha geri gelmeye mecbur
bırakan o özgün şehirlerden biri. Hani, “geldim, gezdim, gördüm, bana eyvallah”
diyemeyeceğiniz, giderken aklınız, değilse gönlünüzün kaldığı güzellerden...
Sevmek, kuru kuruya olmaz tabii. Sevmek, esirgemek de demektir. Şehri bu kadar
beğendiğim için esirgemek isterim. Bu yüzden Kars’ın kötü kömür yakıtı
nedeniyle akşamları yaşadığı çok ciddi hava kirliliğini, Kars Belediye Başkanı
ve Kars Vali’sinin dikkatine önemle havale etmek isterim. İkinci koruma konusu:
Ermenistan’da eskidiği için sızıntı yapmaya başlayan nükleer santralinin
yarattığı büyük tehlikedir. Kars’taki nükleer sızıntı sorununa mutlaka dikkat
çekmek isterim. Nükleer sızıntı sadece Kars’ın değil; suyu, sebzesi, meyvesi,
tarımı, hayvancılığı, eti, sütü ve peyniriyle tüm Türkiye’nin kuşaklar boyu
sürecek sorunudur. Kars’ı sevmiş ve yeniden gitmeyi isteyen bir gezgin, yazar,
çevreci ve özellikle de bir anne olarak Tarım ve Enerji Bakanları’na
Ermenistan’daki eskiyen nükleer santralin tamirine veya kapatılmasına maddi
destek vermemiz halinde en çok kendimize iyilik etmiş olacağımızı başka hiçbir
art düşünce ve planım olmadan naçizane hatırlatmak isterim. Bu vesileyle
nükleer santral aşıklarına da çok sitemle selam ederim!
Gökten üç Kars elması düştüğünü söylemek yine yazara düşecek ey okur! Uçakla 1,5 saat süren yolu göze almaya değen, kışı ve baharı ayrı güzel Kars’a gitmek hem kolay hem de bütçe dostu bir gezi. Geri dönerken uçak personeli, elinizde taşıdığınız vakumlanmış torbalarda evinize ve dostlarınıza götüreceğiniz nefis Kars peyniri kolilerine alışkın olarak gülümseyecek size.
Gökten üç Kars elması düştüğünü söylemek yine yazara düşecek ey okur! Uçakla 1,5 saat süren yolu göze almaya değen, kışı ve baharı ayrı güzel Kars’a gitmek hem kolay hem de bütçe dostu bir gezi. Geri dönerken uçak personeli, elinizde taşıdığınız vakumlanmış torbalarda evinize ve dostlarınıza götüreceğiniz nefis Kars peyniri kolilerine alışkın olarak gülümseyecek size.
Menkıbe anlatanlara hak
vereceksiniz
Kars, ilk kez ziyaretine
gelenlerin kendi hakkında daha önce bildiklerini silkeleyip atacak denli farklı
güzelliği ve çok kültürlü zenginliği olan özgün bir şehir. Türkiye’yi karış
karış gezenlerin orada birkaç gün geçirdikten sonra; 40 yıllık Rus işgal döneminde
yapılan ızgara şeklindeki şehir planından, bir zamanlar Kars vatandaşı olan
Slav asıllı, savaş karşıtı, domuz eti yemez Malakanlar’dan kalan barışçıl şehir
ruhuna, çoğu sonradan camiye çevrilmiş eski kiliselerinden, bazıları devlet ve
belediyece onarılmış ama çoğu restorasyonu bekleyen Baltık-Rus mimari örneği
binalarına, devam etmekte olan “halk aşıkları şenliği” geleneğinden,
mutfağındaki kaz eti lezzeti ve adı anılınca dahi ağzın suyunu akıtan muhteşem
peynirlerine kadar birçok özelliğiyle Kars’ın Türkiye’de eşsiz bir şehir
olduğunu anlamaları da bu yüzden.
Karslıların çoğu, şehirlerini serhatlık, gazilik, yiğitlik ve tarihi kahramanlık hikayeleriyle (menkıbeler) anmayı seviyor. Kendi gözlerinizle görüp, birkaç gün sokaklarında dolaştığınızda bile onların haklı olduğunu anlıyorsunuz. 860 yıldır kenti tepeden seyreden heybetli Kars Kalesi’nin hikayesi dahi tek başına şehrin geçmişi hakkında yerli ve yabancı her gezgini etkileyecek zenginlikte. 1153’de Selçuklular’a bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzettin tarafından yaptırılan, 1386’da Timur’un yıktığı, 1579’da Sultan 3’üncü Murad tarafından tekrar onartılan ancak bizim “93 Harbi” diye adlandırdığımız 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar tarafından yıkılan 220 burçlu Kars Kalesi, bugün özgün halinden çok şey yitirmiş olsa da Türkiye’nin en yüksek rakımlı şehrinin tepesinde, sırlarıyla birlikte hâlâ ayakta dikiliyor.
Karslıların çoğu, şehirlerini serhatlık, gazilik, yiğitlik ve tarihi kahramanlık hikayeleriyle (menkıbeler) anmayı seviyor. Kendi gözlerinizle görüp, birkaç gün sokaklarında dolaştığınızda bile onların haklı olduğunu anlıyorsunuz. 860 yıldır kenti tepeden seyreden heybetli Kars Kalesi’nin hikayesi dahi tek başına şehrin geçmişi hakkında yerli ve yabancı her gezgini etkileyecek zenginlikte. 1153’de Selçuklular’a bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzettin tarafından yaptırılan, 1386’da Timur’un yıktığı, 1579’da Sultan 3’üncü Murad tarafından tekrar onartılan ancak bizim “93 Harbi” diye adlandırdığımız 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar tarafından yıkılan 220 burçlu Kars Kalesi, bugün özgün halinden çok şey yitirmiş olsa da Türkiye’nin en yüksek rakımlı şehrinin tepesinde, sırlarıyla birlikte hâlâ ayakta dikiliyor.
Kentin tarihi zenginliklerle hafızası derin yaralarla dolu
İlk Karslıların (adları farklı da
olsa) 15 bin yıl önce bölgede yaşadığına dair buluntulara ulaşıldığı, Urartu,
İskit, Kimmer, Pers, Roma, Sasani, Emevi, Abbasi, Bizans, Bagratlı-Ermeni,
Selçuklu, Moğol, Gürcü, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Osmanlı, Rus ve Türkiye
devletlerinin hüküm sürdüğü Kars, Anadolu’nun Kafkaslar ve Orta Asya’ya açılan
kapısı ve tarihi İpek Yolu üzerinde verimli ve stratejik topraklara sahip
önemli konumuyla benzer yerleşim merkezleri gibi sadece uygarlık ve refahın
değil, işgal ve savaşların, yıkılıp yağmalanmanın, acı insan hikayelerinin de
odağı olmuş bir şehir... Kars’ın hafızası, tarihi zenginliği kadar, derin
yaralarla da dolu. Bu bakımdan kendisine yakıştırılan bütün unvanlar içinde en
çok Gazi Kars’ı hak eden gururlu bir kuzeydoğu güzeli o.
Kars adının nereden geldiğine dair birkaç farklı etimolojik çalışma bulunuyor.
Ben tarafsız kalmaya özen göstererek, eski bir meslektaşım (!) olan Kaşgarlı
Mahmut’un Divanü Lügati’t Türk kitabında açıkladığı şekliyle, Kars kelimesinin
“Deve veya koyun yününden yapılan elbise ve karsak derisinden güzel kürk
yapılan bir hayvan, ya da bozkır tilkisi”nden geldiğini aktarmayı seçtim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











