27 Mayıs 2013 Pazartesi

SERKA Sürdürülebilir Turizm Projeleri ile EKOIQ Dergisi'nde

Serhat’ta Yeşil Turizm Atağı               
 
Turizm sektöründe atak yapmak isteyen Türkiye, alternatif ve sürdürülebilir turizm türlerine yavaş adımlarla da olsa yönelmeye başlıyor. Bunun son örneklerinden biri de Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı illerini kapsayan Kültür ve Doğa Rotaları projesi oldu. Serhat Kalkınma Ajansı’nın katkılarıyla hayat bulan proje kapsamında, bölgenin bugüne kadar ya görmezden gelinmiş ya da kıyıda kenarda kalmış tüm tarihi, kültürel ve doğal değerlerinin haritası çıkarılarak kitaplaştırıldı. Projeyle hazırlanan onlarca doğa ve kültür rotası artık ziyaretçilerini bekliyor…

Özgür ÇAKIR
 


Kışın kendini göstermeye başladığı şu günlerde, tu­rizmin yönü de, toplam turist ve tesis sayısı yaz aylarıyla kıyaslanamayacak kadar küçük olsa da, başta Uludağ olmak üzere kayak merkezlerine doğru çevril­meye başladı. Aynı süreç, yaz ay­larında da güneye ve batıya doğru yaşanıyor. Ancak turizmi belirli aylarla sınırlamak, yılın geri kalan bölümlerinde söz konusu bölgele­rin turizmle olan bağının kopması, aslında Türkiye’nin sektördeki te­mel sorunlarından biri. Bu soruna ve genel olarak Türkiye’de sürdü­rülebilir bir turizm anlayışının ek­sikliğine EKOIQ’nun Kasım 2012 sayısında değinerek, TÜSİAD’ın “Sürdürülebilir Turizm” raporuna yer vermiştik. Kısaca hatırlamak gerekirse, raporda özellikle turiz­min en hızlı gelişen sektörlerden biri olduğuna dikkat çekiliyordu. Yine aynı raporda, Türkiye’nin 2023 yılı itibariyle turizmde dün­yanın ilk beş ülkesinden bir haline gelmeyi hedeflediği hatırlatılarak, bunun mevcut turizm anlayışıyla pek de mümkün olmadığı, turiz­min dünya çapında sürdürülebilir ve ekolojik bir anlayışa doğru hızla evrildiğine dikkat çekiliyordu.

Hem o rapordan hem de gördüğü­müz manzaradan yola çıkarsak, Türkiye’de devletin alternatif tu­rizm türlerine yöneldiğinden, daha doğrusu bunu stratejik bir devlet politikası haline hâlâ getirmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. İşte tam da bunlara dikkat çektiğimiz sıralarda, Doğu Anadolu’da yeni bir projenin hayata geçtiğini duyunca biraz ol­sun umutlandık. Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı illeriyle ilgili kalkın­ma planları ve projeleri üreten Ser­hat Kalkınma Ajansı SERKA’nın davetlisi olarak bölgeye giderek, ajansın hayata geçirmeye başladığı ve sınır boyundaki bu dört ili kap­sayan Kültür ve Yürüyüş Yolları ta­nıtım turuna katıldık. Gördüğümüz manzara ise açıkçası bizi büyüledi. Sadece kış turizmiyle anılan bölge, 1930’lara kadar 20’den fazla etnik yapının bir arada yaşadığı, eşsiz bir kültürel mirasa sahip. Bu mirasın içinde bulunan tarihi eserleri, antik kentleri, Baltık mimarisine sahip bi­naları ve mutfağıyla kültür turizmi için biçilmiş bir kaftan gibi. Ayrıca bölgenin endemik yapısı ve florası da Türkiye’deki doğa turizminin en önemli duraklarından biri olacak potansiyele sahip.

“Turistler Daha Uzun Kalmalı”

SERKA’nın desteklediği Kars- Ardahan-Iğdır-Ağrı Kültür ve Yürü­yüş Yolları Projesi’nin mimarların­dan biri ise, yıllardır Türkiye’nin hemen her yerinde yürüyüş ve bisiklet rehberliği yapan Ersin De­mirel. Kültür Bakanlığı’nın kültür rotaları konusunda seminerlerle eğittiği birkaç uzmandan biri olan ve çiçeği burnundaki Kültür Rota­ları Derneği’nin de kurucularından Demirel, bölgede dört gün süren ta­nıtım turunda da rehberimiz oldu. Demirel ve ekibi projeye 2011 ya­zında başlamış. Demirel, projenin amacının Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı’da var olan potansiyeli ortaya çıkararak sürdürülebilir bir turizm yaratmak ve bölgeyi sadece kışın de­ğil, dört mevsim boyunca turizmin yapılabileceği bir yer haline getir­mek olduğunu söylüyor.

Demirel ve ekibi işe öncelikle bi­siklet, manzaralı araç ve yürüyüş rotaları alternatiflerini değerlen­direrek başladıklarını aktarıyor. Gelen turisti bölgede olabildiğince uzun tutmanın önemine değinen Demirel, “Örneğin Sarıkamış’ta beş ay kayak yapılıyor ama dünyanın ve Türkiye’nin en güzel sarıçam ormanlarıyla ilgili hiçbir çalışma yapılmamış. Biz işte tam da bunun üzerinde durarak orman ve vadileri değerlendirdik. Sarıkamış’ı gezer­ken, kıyıda köşede kalmış bir dizi kilise ve kalenin varlığına tanık ol­duk ve bunları kitaba taşıdık. Kitap çıktıktan sonra da bütün bölgede bir tabela çalışması yapıldı” diyor.

Zaten Sarıkamış aldığımız bilgilere göre uluslararası kayak pazarına da açılmak için adımlar atıyor. İlçe, Kafkasya, Lübnan ve Polonya gibi pazarlara şimdiden açılma yolunda ilerliyor. Tabii önemli sorunlar da yok değil. Örneğin hem Sarıkamış hem de bölgedeki diğer illerin gece uçağı ve daha ucuz uçak bileti gibi bir talepleri var. Bölgede yaşayan­lar bu taleplerinin, özellikle hafta sonu tatili için bu dört ili ziyaret etmek isteyen turistlerin zaman kaybı yaşamamaları için önemli ol­duğunu belirtiyor. Yurt dışından bölgeye gelmek anlamında, ciddiye alınması gereken bir potansiyel ol­duğunu da öğreniyoruz. Tabii buna karşılık verebilmek için en önemli talebin genel koşulları ve altyapıyı iyileştirmek olduğunu görüyoruz. Dördü de sınır boyunda olan bu illerde son birkaç yıldır önemli bir canlanma olmuş. Ardahan’daki Akçakale, Posof-Türkgözü ve Ağ­rı’daki Gürbulak sınır kapıları açık durumda. Bu kapılardan Gürcistan ve Azerbaycan’la alışveriş sürüyor. Ancak ataları bölgede binlerce yıl yaşamış Ermeniler ve onların bı­raktıkları tarihi ve kültürel miras düşünüldüğünde Ermenistan’la sı­nır kapılarımızın hâlâ kapalı olması büyük bir handikap gibi duruyor.
 
 
“Ağrı Dağı Merkez Olmalı”

Kültür Rotaları Projesinde yerel un­surlar da olabildiğince gözetilmeye çalışılmış. Ersin Demirel sürdürüle­bilir bir turizm için bunun önemine değiniyor. Proje boyunca çalışma yürütülen yerlerde yerel rehberler ve turizmle ilgili aktörlerin farkın­dalığını da oluşturmak istedikleri­ni kaydeden Demirel, bütün arazi çalışmasını, yine bölgeden gönüllü insanlarla birlikte yaptıklarını ve rotaları beraber oluşturduklarını aktarıyor. Projenin gelecek yıl gibi ete kemiğe bürüneceğini belirten Demirel, bölge turizminin geleceği hakkında da umutlu konuşuyor. “Kars’ta var olan bir turizm potan­siyeli zaten var ve daha da ileri gi­decek. Aynı şey Ağrı için de geçerli. Ardahan örneğin bitki çeşitliliği aç­sından çok zengin. Bunu insanlara taşımaya çalıştık. Ayrıca Boğatepe gibi bir örnek var. Gerçek bir eko­köy, kırsal kalkınma projesi diyebi­liriz. Ama Ardahan’da biraz sıkıntı var. Şimdilik turizme uzaklar. Dışa­rıdan gelen insanlara define ya da gömü arıyor, diye bakıyorlar. Bu da doğrudan pratikte aşılacak. Bizi bunu Likya ve St. Paul Yolu’nda da yaşadık. Gömüye geldiklerini zannettikleri yabancı turistlere taş atıyorlardı. Ama ne zaman gözleme sattılar, evlerinde turist ağırladılar, gördüler ve değiştiler. İnsanlar tu­rizmi gördükçe aşacaktır bu önyar­gıları. Iğdır’da ise çok büyük bir alternatif yok. Ama organik tarımla ilgili bir çalışma var. Iğdır’ın bir de Nahçıvan ve Azerbaycan’a sınırı ol­duğunu unutmayalım. Çok yakında orada bir AVM açılacak”.

Demirel bölgede Ağrı Dağı’nın da özel bir yere sahip olduğunu söy­lüyor. Avrupa ve Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı’nın çoktan Avrupa’nın tırmanış merkezi haline gelmiş olması gerektiğine inanıyor. Demirel ve arkadaşları bunun için de SERKA’ya yeni bir proje sun­muşlar. Ağrı Dağı’nın 70 yaşındaki bir insanın bile rahatlıkla çıkabile­ceği bir dağ olduğunu kaydeden De­mirel, “Bir parça bölgedeki durum nedeniyle güvenlik sorunu var. Kıla­vuzlar yetersiz ve tabii ki altyapıda da yetersizlikler mevcut.” Şu anda dağa yılda 6 bin kişinin tırmandığı­nı hatırlatan Demirel, bu sayının da 60 bine çıkmak zorunda olduğunu belirtiyor.

“Projeler Kâğıtta Kalmasın”

Türkiye’de sürdürülebilir turizmin gelişme potansiyeli içinde olduğunu da söyleyen Demirel, birçok proje­nin hayata geçmeye başladığını ama devlet kurumlarında mülki amirler değiştiğinde sürdürülebilirliğin sekteye uğrayabilme ihtimalinin yükseldiğine değinerek, “Devamlı­lık gerekiyor. Aynı şeyin buralarda da olmaması için biz devletten çok, projeyi yerel halkla bütünleştirmek ve o farklılığı yaratmak istiyoruz. Bizde raporlar ya kağıtta kalıyor ya da sadece kurumların mülki amirin yıldızını parlatmak için kullanıyor” diyor.

Başta projeyi hayata geçiren Ersin Demirel ve arkadaşları olmak üzere Serhat Kalkınma Ajansı’nın, bölge­nin turizmde daha fazla yer alabil­mesi için başlattığı doğa ve kültür rotalarını kapsayan bu projeyle, böl­gesel kalkınma için ne kadar hayati bir adım attıklarından uzun uzun bahsetmeye gerek bile yok. Genel bir ilgisizlik ve özellikle zorlu kış koşulları nedeniyle kendi kabuğuna kapanmış bölgeye hak ettiği değe­rin bugüne kadar pek verilmediğini düşünürsek, bu rotaların önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bölgenin, sadece kış mevsiminde değil, diğer mevsimlerde de, birkaç küçük eksik­liğin giderilmesiyle birlikte, turizm konusunda artık ciddi bir seçenek olmaması için hiçbir neden yok. Bu yüzden bizim size tavsiyemiz kış dı­şında, da nisan mayıs aylarından iti­baren çıkacağınız herhangi bir tatil­de, bu dört ili seçenekleriniz arasına alarak, farklı alternatifler sunan böl­gede keşfedilmeyi bekleyen onlarca rotanın keyfine varmanız.

Yürüyüşten  Jip Safarisine…

Proje kapsamında çıkan Kars Turizm Keşif Rehberi, Sarıkamış Yürüyüş Parkurları, Ardahan Yürüyüş Parkurları, Ağrı Turizm Keşif Rehberi isimli yayınlar, bölgenin kültür ve doğa turizmi potansiyelinin ne kadar büyük olduğunu kanıtlıyor aslında. Kars Turizm Keşif Rehberi ve Sarıkamış Yürüyüş Parkurları adını taşıyan iki rehber kitap, Türkçe, İngilizce ve Rusça dillerinde hazırlanmış. Kars Turizm Keşif Rehberi, Uzun ve Kısa Kent Turları, Tarih, Geçmişe Yolculuk, Doğaya Yolculuk, Kültür Turları, Trekking aktiviteleri, Bisiklet Rotaları, Jip Safari-Manzaralı Araç Turu, Kars-Ağrı Macera Rotası, Kars-Ardahan Kültür ve Doğa Gezisi, Kış Turizmi turlarını içeriyor.

Örneğin Kars kent turunda, Orhan Pamuk’un Kar romanıyla ünlenen, Baltık mimarisinin örnekleriyle dolu Kars sokaklarında, Kar Otel ve Kars Kent Konseyi gibi yapıları ve son dönem Türkiye sinemasının başarılı yönetmenlerinden Reha Erdem’in Kozmos filmine sahne olan sokakları ve yapıları görebilirsiniz. Proje kapsamında hazırlanan kitaplarda, tarih turları başlığı altında ise Ani Antik Kenti, Kiliseler Rotası, yazı ve kaya yerleşimlerini kapsayan Geçmişe Yolculuk Rotası, Şehitlikler ve Tabyalar rotaları ayrıntılı bir biçimde anlatılıyor.

Yine projede Türkiye’nin kar turizminde yükselen değerlerinden biri haline gelmeye başlayan Sarıkamış’a da önemli bir yer ayrılmış. Yaban hayatı, faunası, sarıçam ormanları ve tarihiyle Sarıkamış, önümüzdeki yıllarda, kış ayları dışında da yürüyüş, trekking ve bisiklet turları için Türkiye’nin en önemli turizm bölgelerinden bir haline gelme potansiyeline sahip olacak gibi gözüküyor. Sadece Sarıkamış Yürüyüş Parkurları çalışmasında 18 kısa, iki uzun yürüyüş parkuru, 10 bisiklet, dört jip, üç de kültür rotası belirlenmiş.

“Hedef, Avrupa Konseyi Kültür Yolları Listesi”

Türkiye bölgesel planlama sürecinde henüz yolun çok başında. Bu amaçla kurulan Bölgesel Kalkınma Ajansları da önemli bir rol oynamaya ve somut adımlar atmaya yeni yeni başlıyor. Serhat Kalkınma Ajansı da bunlardan biri.

Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı illerinde faaliyet yürüten SERKA, bölgeyi ekonomik anlamda harekete geçirecek en önemli sektörlerden birinin turizm olduğunun farkında. SERKA Genel Sekreteri Hüseyin Turan da turizm faaliyetlerinde ziyaret edenle turisti ağırlayan arasındaki beklentilerin kesiştiği yerde mutlu bir alışverişten söz edilebileceğini söylüyor. Bölgenin değerlerinin hâlâ yeterince tanınmadığından bahseden Turan, bölge tanıtımı dışında yerel girişimcilerle işbirliği imkânlarını artırmanın da önemine değiniyor. Yerel girişimcilerin turizm konusunda tam bir akıl değişimi yaşamadığını kaydeden Turan, “Yereldeki insanların, bu sektöre yatırım yapıldığında, bundan ciddi olarak bir gelir elde edileceğine inanmaya başlamaları daha henüz yeni bir olgu. Bunun için kentlerimizde kadın girişimcilerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Buna paralel olarak otel ve nitelikli yeme/içme sayısında da gün geçtikçe artışlar kaydediliyor. Bu bilinç patlamasının önündeki en büyük engellerin başında, altyapı sorunlarının ne kentlerde ne de kırsal alanda giderilmemesi geliyor. Beşeri ve iktisadi sermayenin azlığı da bu temel sorunlara eklenebilir” diyor.

Hüseyin Turan, SERKA olarak bölgedeki doğa ve kültür turizminin örneklerini sergileyen yerel unsurlara teknik destek verdiklerini de belirtiyor. SERKA’nın şu ana kadar, proje hazırlama eğitimi, girişimcilik gibi yardımları dışında en büyük desteğinin mali düzeyde olduğunu kaydeden Turan, “Bir girişimci bir işletme açmak istediği zaman, uygun bir proje hazırladıktan sonra bu projesi eğer onaylanırsa 400.000 TL’ye kadar hibe alabiliyor. Bu da turizm sektörü için önemli bir motivasyon kaynağı” diyor. Turan ayrıca kültür turizminde kaliteli turisti çekmenin bir yolunun da Avrupa Konseyi Kültür Yolları Listesine girmekten geçtiğine dikkat çekerek, ilgili yasa tasarısı Meclis’ten geçtiğinde, önemli bir aşamanın tamamlanmış olacağını söylüyor.

EKOIQ Dergisi Ocak 2013 Sayı: 25
 

1 Nisan 2013 Pazartesi

İşaretli Yollar National Geographic Dergisi'nin Traveler Eki'nde

National Geographic dergisi Traveler ekinde Türkiye'deki işaretlenmiş kültür rotalarına yer verdi. Ekte Lykia Yolu, Küre Dağları, Hitit Yolu, İstiklal Yolu, St.Paul Yolu, Gastronomi Yolu, Katır Yolu, Yenice Ormanları, Eskipazar, Kocaeli Parkurları, Gerede Yayla Yolları, İbrahim Yolu, Idyma Yolu, Karia Yolu ve Kaçkar Hevek Yolları gibi pek çok güzergah tanıtıldı.

Ordu Doğa ve Kültür Rotaları Atlas Dergisi Eki Oldu

Ordu Doğa ve Kültür Rotaları kitapçığının daraltılmış bir basımı Atlas dergisinin Nisan 2013 sayısında ek olarak verildi.

29 Mart 2013 Cuma

Turizmciler Ordu'da

Oksijen Yurdu Ordu turizm atağına kalktı
 
Ordu Valiliği Türkiye’nin önemli turizmcilerini bir araya getirerek Oksijen Yurdu’nu tanıtacak. 26-28 Mart 2013 tarihleri arasında düzenlenen etkinlikte turizmciler Ordu’nun doğası ve tarihi ile buluşacak.
Türkiye’nin turizm politikasının yeni mihenk taşı olarak adlandırılan alternatif turizm sektörünün yeni destinasyonlarının temel parçası olması hedeflenen Ordu, bu amaçla yeni konuklarına merhaba diyecek. Türkiye’nin en güzel doğalarından birine sahip olan ve iklim koşullarıyla her türlü outdoor etkinliğinin yapılabileceği Ordu, 2012 yılında hayata geçirilen “Aklın Yolu Birdir” projesi çerçevesinde yeni konukları ile buluşuyor. Doğa koruma ve çevre bilincini geliştirmek, turizm alanında farkındalık yaratmak,  bakir bölgeleri doğaseverlerle buluşturmak ve Ordu’nun turizm değerlerini ortaya koymak amacıyla Ordu Valiliği etkinliklerini arttırdı.
 
26 Mart Salı günü başlayacak etkinliğe, turizm acentaları ile ulusal basın temsilcileri davet edildi. Ünye’den başlayıp, Ordu’nun değişik yörelerinde sürecek etkinlikte: Ordu ve Ünye kent turu, tarih turları (kaya mezarları, kaleler, kiliseler), doğa turları (şelaleler rotası, botanik turları, kuş gözlemi), kültür turları (Yeşilce, Kabakdağı, fındık temalı), outdoor etkinlikleri (336 kilometrelik yürüyüş, 1025 kilometrelik bisiklet ve 370 kilometrelik manzaralı araç parkurları), kış turizmi ve yamaç paraşütü faaliyetleri konuklara tanıtılacak.
 
Tanıtım öncesi verilecek 'Hoşgeldin' kokteylinde de Ordu’nun doğa ve tarih zenginliklerini tanıtan 'Ordu Yürüyüş Rotaları ve Turizm Keşif Rehberi' kitabının da tanıtımı yapılacak.
 
ORDU TURİZM TANITIM PROGRAMI ETKİNLİKLERİ
 
26 Mart (Salı)
     Samsun Havaalanı’na varış
     Fatsa’da öğle yemeği
     Bolaman Haznedaroğlu Konağı ve Yason Burnu Kilisesi gezisi
     Boztepe’de çay molası ve yamaç paraşütü gösterisi
     Otele yerleşme
     Akşam kokteyl
     Bölge tanıtımı (Powerpoint sunumu)


27 Mart (Çarşamba)
     Otelde kahvaltı
     Çambaşı’na hareket
     Gerce Obası-Kaleboynu Yaylası yürüyüşü
     Çambaşı’nda yöresel yemek
     Yeşilce’ye hareket
     Zile Obası ve Kızılağaç Yaylası gezisi
     Yeşilce’de akşam yemeği ve konaklama
 
28 Mart (Perşembe)
     Yöresel kahvaltı
     Ulugöl’e hareket
     Ulugöl’de çay ve kumanya ikramı
     Ünye’ye hareket
     Ünye kent gezisi ve akşam yemeği
     Havaalanı’na transfer ve dönüş

Kaynak : Ordu Olay Gazetesi
 

27 Mart 2013 Çarşamba

Kardan Kent : Kars

Görkemli Baltık mimarisine, karlar altındaki Sarıkamış'a, Ani Harabeleri'nin sonsuzluğuna ya da kaz eti ve peynirin en lezzetlisine yapabileceğiniz bir yolculuk… Karın hep usulca yağdığı, keskin soğuğun size sıcak hayaller kurdurttuğu Kars'ı hala görmediyseniz, bu yıl yola çıkmanın tam vakti...
 
Yazı: Türkan Doğan
Fotoğraf: Mukadder Yardımcıel
 
"Eğer Bakû'yü göremedinizse üzülmeyin, Kars size gösterir... Eğer Tiflis'i de göremedinizse üzülmeyin Kars'ta görebilirsiniz... Eğer Erivan'ı merak ediyorsanız, yine size Kars yardımcı olacaktır. Hatta St. Petersburg'u tanımak için bile Kars'tan çok şey öğrenebilirsiniz!" der yazar Oktay Ekinci doğup büyüdüğü kenti anlattığı "Kars Kitabı"nda. Sizin de Kars'ta olmak için pek çok nedeniniz olabilir.

Rus işgali yıllarında Baltık mimari tarzında inşa edilen yapılarıyla bambaşka bir doğu kenti görmek için Kars'ta bulabilirsiniz kendinizi. Ani Harabeleri'nin heybeti ve sonsuzluğunda kaybolmak için de Kars'a gidebilirsiniz. Ya da beyaz örtünün çok yakıştığı Sarıkamış'ta kayak yapma isteğiyle dolabilir; oradan da buzlar içindeki Çıldır Gölü'ne uzanıp soğuğu içinize çekebilirsiniz.

Kars'ı bir lezzet durağına dönüştüren kaz eti ya da gravyer peynirinin peşi sıra da bir gurme turuna çıkabilirsiniz. Terekeme, Malakan, Yerli, Kürt, Türk, Ermeni, Çerkeş, Gürcü, Azeri ve Rus kültürlerinin birbirine nasıl karıştığını görme isteği de sizi Kars'a sürükleyebilir. Hepsi bir yana, belki de Orhan Pamuk'un Şair Ka'sının kentteki adımlarının izini sürmek için Kars sokaklarını arşınlamak istiyorsunuzdur. Nedeniniz ne olursa olsun doğunun bu serhat şehrindeyseniz eğer, bambaşka bir yolculuğa çıktığınız kesin.

 
Doğunun mimari başkenti
Çevrenizdekilerin "Bu kış gününde Kars'ta ne işiniz var" sözlerine kulak asmayıp Kars'a gelmişseniz doğunun bu uzak köşesindeki yalnız kentin hüznünü dilediğinizce yaşayabilirsiniz. Usulca yağan kar ve keskin soğuk, size Kars'ta olduğunuzu her daim hatırlatır. Kars'ı gittiğiniz diğer doğu kentlerinden ayıran en önemli faktör ise kente bambaşka bir çehre kazandıran Baltık mimarisinin örnekleri. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda 40 yıl Rus işgali altında kalan kent, Ruslar tarafından Kars'ta başlatılan yeni imar çalışmasıyla bambaşka bir yapıya bürünmüş.

Özellikle 1706 yılında Rusya'nın kuzeyinde Baltık Denizi bölgesinde uygulanan mimari anlayışın Kars'ta uygulanmasıyla bugünkü Yusufpaşa, Ortakapı ve Cumhuriyet Mahallelerinin merkezini oluşturduğu yeni şehir planı kurulmuş. Birbirini dik kesen ızgara planlı caddelerin oluşturduğu bu yeni şehir planında, Baltık mimari tarzının düzgün kesme bazalt taşlarıyla birbirinden görkemli binalar inşa edilmiş.

Rus mimarisinin Kars'taki en önemli örnekleri ise Hekim Evi, Defterdarlık Binası, Sağlık Müdürlüğü Binası, Eski Vali Konağı Binası, Tuncer Güvensoy Evi gibi yapılar. Bugün pek çok kamu kuruluşunun ikametkağı haline getirilen bu yapıların bazılarının aslına uygun olmadan boyanarak kullanılması ise yüreğinizi sızlatabilir.
 
Kars'ın Ayasofya'sı: Fethiye Camii
Kars'taki en önemli duraklardan biri de elbette ki pek çok döneme ait eserin sergilendiği Arkeoloji Müzesi. Bir etnografya salonunu da barından müze, Kars'ta yaşamış köklü uygarlıkların miras bıraktığı tarihin izini sürmek için biçilmiş kaftan.

Kars Kent Konseyi Binası ve Aynalı Köşk binaları da yine Kars'ta ziyaret etmeniz gereken yapılardan. Kars'ın en görkemli yapısı ise hiç kuşkusuz ki Ordu Caddesi'nin köşesindeki, 19. yüzyıl sonlarına doğru Ruslar tarafından kilise olarak inşa edilen Fethiye Camii. Bir dönemin Nevski-Rus Askeri Kilisesi olarak inşa edilen yapı, 1985 yılında iki minarenin eklenmesiyle günümüzde cami olarak hizmet veriyor.

Kars kent turunun bir diğer önemli rotası ise Kars Çayı'nın etrafındaki yapılar. Kars Kalesi ve tabyalar, İkinci Taşköprü gibi mekanlar, Kars'ın seyir terası konumunda. Çeşitli dönemlerdeki saldırılarda yıkılan ve tekrar yenilenen Kars Kalesi, bugün orijinalliğinden çok şey kaybetmiş durumda. Kesme bazalt taştan yapılan 3,5 kilometrelik sur duvarlarında önceden 220 burç varken, sadece yedi burç günümüze kadar gelebilmiş.

Kars Çayı çevresinde görülmesi gerekilen bir diğer yapı ise sivri külah şeklindeki kilise çatısıyla dikkat çeken Oniki Havariler Kilisesi (Kümbet Camii). Ermeni Bagratlı Kralı Abas tarafından 937 yılında yaptırılan ve Kars'ın özel mimari eserlerinden biri olan Kümbet Kilisesi (Camii), görmeden dönmemeniz gereken bir yapı.
 
"Sonsuzluk ve Bir Gün": Ani
"Ani bir dünya ama dünya bir Ani değil" denilmiş vakti zamanında, Türkiye'nin en büyük ve önemli antik kentlerinden biri olan Ani için. Bu nedenle Kars kent merkezini dilediğinizce gezdikten sonra istikametiniz Ani olmalı. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırı belirleyen Arpaçay Vadisi'nin batı kıyısında yer alan arkeolojik alan, tarihi İpek Yolu üzerinde bulunuyor.

5 bin yıllık bir geçmişe sahip olan bu görkemli kentin pek çok kavime ev sahipliği yaptığı biliniyor. Etrafı yaklaşık 4,5 kilometrelik sur duvarlarıyla çevrili alan, başka hiçbir yerde yaşayamayacağınız bir sonsuzluk hissini yaşatıyor. Ani sit alanı içerisinde Kars Kapısı, Aslanlı Kapı, Hıdırellez Kapısı, Ateşgede, Selçuklu Sarayı, Kral Gagik Kilisesi, Ani Katedrali, Abukhamrents Kilisesi, Ebu Muneçehr Camii, Tigran Honents Kilisesi, Keçel Kilisesi, Genç Kızlar Kilisesi, İpek Yolu Köprüsü, İç Kale, Kız Kalesi, Bakireler Manastırı gibi çok sayıda önemli yapı bulunuyor. Ancak bu yapıların onarılmasının ve turizme yeniden kazandırılmasının çok ciddi bir süreç gerektirdiğini söylemek gerek.
 
"Kayağın yükselen değeri: Sarıkamış"
Mevsimlerden kışsa Kars'a gelip Türkiye'nin önemli kayak merkezlerinden biri haline gelen Sarıkamış'a gitmemek olmaz. Yılın büyük bölümünü karlar altında geçiren Kars'ın harikalar diyarı Sarıkamış, doğası, tarihi mekânları ve yöresel kültürüyle benzersiz bir kış deneyimi vaat ediyor.

Şu anda bakımsızlığa terk edilse de Sarıkamış'ın en önemli değerlerinden biri Katarina Av Köşkü olarak bilinen tarihi mekân. Çar 2. Nikola tarafından 1890-1914 yılları arasında yaptırıldığı tahmin edilen köşk, dikdörtgen planıyla tamamı ahşap olarak tasarlanan ve hiç çivi kullanılmadan tahtaları birbirine geçirme tekniğiyle yapılan bir yapı. Köşkün hemen karşısında ise bir zamanlar trenleri ve rayları onarmak için kullanılan Cer Atölyeleri yer alıyor.

Sarıkamış'ın merkezinde bulunan Yanık Kilise de, Baltık mimari tarzından inşa edilen bir diğer önemli yapı konumunda. Sarıkamış'taysanız eğer, Sarıkamış Kültür Evi'ne gidip çaya doymak, Bayraktepe'ye çıkıp şehitliği ziyaret etmek, oradan da Allahuekber Dağları'na bakmadan dönmemelisiniz. Tarihi önemi ve kayağın yükselen değerlerinden biri olması dışında Sarıkamış, yürüyüş, bisiklet ve manzaralı araç yolu parkurlarıyla da "outdoor" severler için önemli bir durak. Keklikdere, Komdere ve İnkaya vadilerinin kullanıldığı parkurlarda, sarıçam ormanının eşliğinde 256 kilometrede 21 değişik güzergâh üzerinden trekking yapılıyor.
 
Aşıklar diyarı
Her doğu kenti gibi Kars'ta da kahvehane kültürü oldukça önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle Kars insanının soluduğu soğuk havada içinizi ısıtmak isterseniz bir kahvehaneye uğrayıp yöre insanıyla tanışmanızı öneririz. Öte yandan Orhan Pamuk'un "Kar" isimli romanını okuyup "Şair Ka"nın kentteki izini sürmek isterseniz de kahvehaneler sizin yol üstü duraklarınız olabilir. Kars'ta Kar romanına özel turların yapıldığını da sırası gelmişken söyleyelim.

Kars'ı özel kılan bir diğer yöresel doku ise kentin bir aşıklar diyarı olması. Kars'ta âşıklar için oluşturulan "Aşıklar Otağı" ile yüz yıllardır süren aşıklık geleneğinin korunması sağlanıyor. Otağı ziyaret ederek, âşıkların tatlı tatlı atışmasını izlemek belki de Kars gezinizin en unutulmaz anısı olacaktır. Kars'taysanız eğer gezilecek ve görülecekler kadar yenilecekler de önemli. Örneğin Kars'ın önemli kadın girişimcilerinden biri olan Nuran Özyılmaz'ın sahibi olduğu Kars Kaz Evi'nde kaz eti yemeden dönmemelisiniz. Zira kaz eti Kars sofralarının en makbul yiyeceği ve Kars köylüsünün de en önemli geçim kaynaklarından biri. İnanış o ya, Kars köylüsü kazlarını kesmek için mutlaka ilk karın düşmesini bekliyor, çünkü kaz etinin ancak karla birlikte lezzetlendiğini düşünüyor.

Kars'ta kaz eti yemek dışında kentin hemen her noktasındaki peynir dükkânlarından gravyer, kaşar ve çeçil peyniri satın almak da yapılmadan dönülmemesi gerekenler listemizde.
 
Malakanlar ve peynir
Rus işgali yıllarında Ruslar tarafından Kars'a yerleştirilen etnik gruplardan biri olan Malakanlar, kentte bulundukları dönemde yöre halkına değirmencilik, peynircilik ve tarımsal alanda önemli yenilikler getirerek Kars'ın bugün bir peynir cenneti olmasına ön ayak olmuşlar.

Malakanlar'ın kentte yaşadıkları süre boyunca köylerinin yaylası olarak kullandıkları Boğatepe Köyü ise bugün peynir denildiğinde Kars'ta ilk akla gelen bölge. Köyde İsviçreli bir iş adamının peynir imalathanesi olarak yaptırdığı bir bina bugün Zavot Eko Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede, köyün peynircilik geçmişi ve geleneksel üretim süreçleri, görsel malzeme ve objelerle anlatılıyor. Boğatepe Köyü, yöreyi kalkındırması için oluşturulan ve pek çok ilke imza atan bir derneğe de sahip.

Bölge kadınlarının da etkin olduğu Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, peynir ve ekmek yapım atölyeleri, yerel ürünlerle beslenme, bu yıl 20-28 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek olan yoga ve doğa yürüyüşlerinin yer aldığı detoks kampı, bölgedeki bitkilerin sofraya taşınması için bitkilerin sınıflandırılması gibi yöreyi kalkındıracak çalışmalar yapıyor.
 
Kars'a gitmişken mutlaka…
Kars'a gidip Çıldır Gölü'nün soğuğunu içinize çekmemek, Ağrı Dağı'nın eteğinde soluklanmamak, Doğu Beyazıt'a gidip İshakpaşa Sarayı'nın görkemine kapılmamak olmaz. Bu nedenle Kars'taysanız, yolunuzu Ardahan, Iğdır ve Ağrı'ya da mutlaka düşürmelisiniz.
 
Alternatif rotalar
Derin vadileri ve sarıçam ormanlarıyla yürüyüş rotaları alanında da zengin bir seçenek sunan Kars, doğa tutkunlarını mutlu edecek parkurlara sahip. Kentte Susuz Vadisi ve Sarıkamış olmak üzere iki ayrı yürüyüş rotasını izleyerek klasik bir turist olmanın dışına çıkmak mümkün. Ayrıca bisiklet rotaları, tematik tarih turları (Ani, Kar, Kaleler, Kiliseler, Tabyalar ve Şehitlikler rotaları), geçmişe yolculuk, doğaya yolculuk, kuş ve botanik gözlem turları, Boğatepe Ekoturizm Köyü ve Malakan rotası da Kars deneyiminizi zenginleştirecek alternatifler arasında.

Kars Yürüyüş Rotaları'nın en güzel parkurları ise Komdere-Karakurt, Keklik Vadisi, Hamamlı-Şehitemin Yaylası, Sarıkamış-Katerina'nın Av Köşkü, Doyumlu-Susuz Vadisi, Keçili-Susuz Şelalesi, Çamkaya-İnkaya ve Bayraktepe-Oteller.
 
 
Kaynak : 22.01.2013
 

19 Mart 2013 Salı

Kültür Rotaları Atlas Dergisi'nin Mart Ekinde

Atlas Dergisi Mart ayında 'Kültür Rotaları Atlası'nı ek olarak verdi. Ekte Türkiye'nin dört bir yanındaki 22 yürüyüş ve bisiklet rotası hakkında ayrıntılı bilgiler yer alıyor.




7 Şubat 2013 Perşembe

Ordu ve Fethiye Rehber Kitapları Yayımlandı

Ordu ve Fethiye Yürüyüş Parkurları projelerinin rehber kitapları yayımlandı.

Ordu Turizm Keşif Rehberi'ni temin etmek için; 
info@ordutrekking.com 
Fethiye Yürüyüş Parkurları ve Alternatif Turizm Etkinlikleri kitabını temin etmek için;
info@fethiyetrekking.com

adreslerine e-posta gönderebilirsiniz.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Kültür Rotalarının İzinde


Aralarında Likya Yolu, St. Paul Yolu, Kaçkarlar, Küre Dağları, Karya, Sarıkamış gibi 17 alternatif rotanın bulunduğu güzergahı işaretleyip, "kültür rotaları" adında bir çalışmaya imza atan ekip, bir dernek kurarak bu çalışmalarını paylaşmayı hedefliyor. Dernekten Hüseyin Eryurt, dernekle ilgili merak ettiklerimizi yanıtladı.
 
Kültür Rotaları Derneği nasıl oluştu?
Kültür Rotaları Derneği, Nisan 2012'de kurulan kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimizin amacı, temsil ettiğimiz Türkiye'nin muhtelif bölgelerinde yer alan kültür rotalarının korunması, rotaların geçtiği yerleşim yerlerindeki yerel halkın katılımı ile geliştirilmesi ve tanıtılmasıdır. Dernek, aralarında yönetim kurulu üyelerinin de yer aldığı rota oluşturanların çıkarlarını temsil etmek üzere ve mevcut rotaların devam etmesi ile yeni rotaların oluşturulmasını teşvik etmeyi de amaçlıyor.
 
Türkiye'de kültür rotası olarak nereleri işaretlediniz?
Şu anda temsil ettiğimiz 17 mevcut rota bulunuyor. Bunlardan bazıları işaretli olup, bazıları ise GPS noktaları ya da yollar üzerinde yapılan levhalandırmalar sayesinde takip edilerek kullanılıyor. 2013 yılı sonunda rotaların büyük çoğunluğu işaretlenmiş olacaktır. Daha detaylı bilgi için internet sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
 
Yaptığınız çalışmalar kapsamında ön plana çıkan rotalar hangileri?
Her bir rotanın yaratıcısı ve temsilcisi, rota dinamiğinin ivme kazanması için son derece aktif çalışıyor. Bu anlamda yakın zaman faaliyetler kapsamında Evliya Çelebi Yolu'nda, Bursa yerel yetkililerin de desteğiyle devam eden tabelalandırma ve konaklamayı geliştirme çalışmaları; Karya Yolu'nun kullanıma açılması için yol üzerinde yapılan son düzenlemeler; Frig Yolu işaretlendirme çalışmalarının tamamlanması; Serhat Kalkınma Ajansı (SERKA) desteğiyle gerçekleşen Kars-Sarıkamış yollarının tanıtım turu; Hz İbrahim Yolu için Urfa'da birçok akademisyenin katılımıyla yapılması planlanan tanıtım atölyesi çalışmaları sayılabilir.
 
Çalışmalarınızı nasıl yürütüyorsunuz? Neler var çalışmalarınızın kapsamında?
Kültür Rotaları Derneği, Türkiye'yi uluslararası ortamlarda da temsil etmeyi düşünüyor. Bu konuda yakın zamandaki girişimlerimizden ilki, 25 Ekim 2012 tarihinde Kore'de gerçekleştirilen Dünya Yürüyüş Rotası Konferansı'na konuşmacı katılımcı olarak davet edilmiş olmamız.
 
İkincisi ise, Avrupa Konseyi, Avrupa Kültür Rotaları Enstitüsü'nün 21 Kasım 2012'de Fransa'da birçok Avrupa Birliği (AB) ülkesinin katılımıyla gerçekleştirdiği Kültür Rotaları Yıllık Tören ve Oturumu'nda Türkiye rotalarını temsil etmesi için davet edilmiş olmasıdır.
 
Derneğinize dışarıdan üye kabule diyor musunuz?
Derneğimiz üyeleri arasında sürdürülebilir turizm, doğa turizmi, kültür turizmi ve alternatif turizmle ilgilenen bireyler, seyahat acenteleri ve benzeri kurumlar yer alıyor. Üye olmak isteyen herkes bizimle irtibata geçebilir.
 
Dernek olarak size nasıl ulaşılabilir?
Dernek ofisimiz Haşim İşçan Mahallesi 1296 Sokak No:21 Antalya adresindedir. Ofisimizi, yerli ve yabancı yürüyüşçüler, pansiyon ve ev konaklaması yapan dostlarımız ve tur acentelerinin bir buluşma merkezi olarak kullanmak istiyoruz.
 
Tabi bunlar dışında ilgisi olan herkesi de ziyarete bekleriz. Antalya dışından bizlerle irtibata geçmek isteyenler ise Türkiye'nin Kültür Rotaları'nın internet sayfasını ziyaret edebilir, görüş ve sorular için de huseyineryurt@kulturrotalaridernegi.org adresinden bize ulaşabilirler.
 
Bundan sonraki hedefleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Genel hedeflerimiz arasında temsil ettiğimiz rotaları yasal koruma altına (sit alanı gibi) almak, rotaların geçtiği bazı dağ köylerindeki terk edilmiş okulların gönüllü grupların da desteğiyle konaklama yerine dönüştürülmesi çalışmaları, başta Kore olmak üzere birçok yeni pazarda rotalarımızı tanıtma girişimleri, rota temsilcileri ve bölgesel kalkınma ajanslar ile yerel yetkililer sayesinde tanıtım organizasyonları, yurtiçi ve yurtdışı fuarlara katılım gibi faaliyetler bulunuyor.
 
Ayrıca, Kültür Turizm Bakanlığı, "Enlarged Partial Agreement" (EPA) olarak bilinen ve Avrupa Kültür Rotaları Enstitüsü tarafından, rotalara belli standartlar getirmek adına oluşturulan sözleşmede Türkiye'nin taraf ülke olması için yapılan çalışmalarını aktif şekilde sürdürüyor.
 
Sözleşme imzalandığı takdirde mevcut rotalarımızın geliştirilmesi, tanıtılması ve özellikle sınır ötesi iş birliklere gidilip yurt dışındaki rotalarla birleştirilmesi mümkün. Dernek olarak bizler Fransa'da yapılan oturumda bu çalışmalar için gereken ilişkilerin temellerini atmış bulunmaktayız.
 

16 Ocak 2013 Çarşamba

Rize'nin Turizmdeki Marka Değeri

 
Rize'nin turizmdeki marka değerini yükseltmek, kayak, dağcılık ve trekking gibi outdoor sporları açısından uygun olan parkurların dünyaya tanıtımı ve turizme kazandırılması ile ilgili toplantı yapıldı.

Rize’nin turizmdeki marka değerini yükseltmek ve kayak, dağcılık, kaya tırmanışı, dağ bisikleti, rafting, yamaç paraşütü, trekking gibi ‘Outdoor Sporları’ açısından uygun olan parkurlarını Dünya’ya tanıtımının sağlanması ve turizme kazandırılması amacıyla Rize Valisi Nurullah Çakır Başkanlığında geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirildi.

Vali Çakır’ın Başkanlık yaptığı toplantıya; Vali Yardımcısı ve İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ümit Hüseyin Güney, Vali Yardımcısı Şefik Aygöl, Orman ve Su İşleri Bakanlığı 12. Bölge Müdürü Mustafa Bulut, İl Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Hocaoğlu ile Rize’de ki turizm acenteleri, outdoor spor kulüplerinin temsilcileri, Rize'de ki fotoğraf külüplerinin temsilcileri, Green Life Dergisinin ve Haber53'ün genel yayın yönetmeni Ali Kemal Atik katıldı.

Yaşamakta olduğumuz iletişim çağında, reklam ve tanıtımın çok önemli olduğunu, bu faaliyeti gerçekleştirirken de neyi tanıtacağımızın ve tanıtacağımız değe ilişkin gerekli altyapının mevcudiyetinin önemine değinen Vali Çakır; “Bu toplantı ile Doğu Karadeniz Bölgesinin en önemli coğrafyasındaki, var olan değerlerimizin gerek sizlerin aracılığı ile gerekse ilgili kurum ve kuruluşlarımızın aracılığı ile hem dünyaya tanıtımını sağlamak, hem de gelecek nesillere taşıma konsepti içinde bir beyin fırtınası yapmayı amaçladık. Her geçen gün, bu değerlere sahip topluluklar bu değerlerden elde ettiği gelir miktarı, türü ve şekli değişmekte ve gün geçtikçe de bu konudaki çeşitliliği arttırmaktadırlar. Bu alanda gerek turizmciler olarak, gerekse outdoor spor kulüpleri olarak sizlerin yapacağınız faaliyetleri ilgili kurum ve kuruluşlar olarak desteklemeye devam edeceğiz. Sizlerin buradaki öngörüleriniz; bizler için bundan sonraki süreçte yapmayı planladığımız aktiviteler ve yapılacak olan bilimsel projeler açısından birer yol haritası niteliği taşıyacaktır” şeklinde konuştu.

Kaynak : http://www.haber53.com/70536_Rize-nin-turizmdeki-marka-degeri.html

19 Aralık 2012 Çarşamba

Gönül İlhan'dan Kars Hatırası

Kentte dolaşırken, üst üste yığılan zamanların sunduğu sayısız yolculuk ihtimali dönüp duruyor aklımda. Kars sokaklarında Puşkin'in ve Gurciyev'in izini sürerek tarihe doğru mu kanatlansam, yoksa bisiklet rotasını izleyerek doğanın kalbine mi yol alsam, ya da Çıldır Gölü kıyısına gidip kendi içime yolculuğa mı çıksam?


Ne şöminenin yaydığı sıcaklıktan, ne de yudumladığım çaydan. Odun sobalarının kurulduğu evlerde geçen çocukluğumu bana geri getiren ateşin kırmızısından ısınıyor içim Sarıkamış'ta.

Telesiyejle, dalları kar beyazı ağaçların üstünden, 2 bin 634 metre yükseklikteki Bayrak Tepe'ye (Cıbıltepe) çıkarken kuşlar kadar özgürleşiyorum.

Oradan Allahuekber Dağlarına ve Sarıkamış'a bakmak, 1914 yılının Aralık ayında soğuktan ve açlıktan kırılan 90 bin askerin acı hatıralarını fısıldıyor kulaklarıma.

Arkalarından yakılan türkünün; "Askeri kırdıran Enveri Paşa/ kitlendi kapılar, mekan ağladı" "Sarıkamış'ta kırıldı/ taze gülün goncaları" sözleri yankılandıkça içimde, barış talebiyle çığlıklanıyor insan olma bilincim.

Baktığım her dağ, yürüdüğüm her sokak, gördüğüm her yapı, insan hikayeleriyle dolup taşan geçmişinin üst üste yığılı sayfalarını açıyor usulca.

Sarıçam ormanının ortasındaki Katerina Köşkünün, "Sibel" "Şehmus" "Seni seviyom Buse" yazılan ahşap duvarlarından, onun yaşama sevincini eksilterek geçiyor zaman.

Çar 2. Nikola tarafından, 80 derecede pişirilen çam kerestelerinin birbirine geçirilmesi suretiyle, çivi kullanılmadan yaptırılan köşkün, kapı pervazına çivilenmiş tahta parçalarıyla çoğalan yalnızlığı, iç burkan bir şiir olup dökülüyor takvim sayfalarına.

Köşkün aşağısında, 19.yy sonunda Baltık mimari tarzında inşa edilen ve birbirine bitişik beş binadan oluşan Cer Atölyeleri yer alıyor. Trenleri ve rayları onarmak için kullanılan yapıların önündeki tabelada "koruma altına alınmıştır" yazıyor. Ne ki, dışına kütükler yığılan, içlerinde çöpler biriken camsız ve çatısız taş duvarlarının arasında yıllardır, yağmur damlalarının, kar tanelerinin ve kuşların şarkısını çoğaltıyor rüzgar.

Tarihin tanığı yapıların kimsesiz duruşundan hüzne bulanıyor üstüm başım. Hava kararıyor, sokak lambaları yanıyor, kuş sürüleri kanatlanıyor ağaçlardan.

Molokanlar ve Tolstoy
 
500 kişinin çalıştığı ayakkabı fabrikasının kapanması sonrası artan ıssızlaşma halinden kurtulmak için, kayak merkezinden, kültür ve doğa gezilerinden beklentilerini çoğaltarak beyazın her tonuna boyanırken dağlar, kişisel müze görünümündeki Sarıkamış Kültür Evine gidip, çıtır çıtır yanan sobanın karşısına oturuyorum.

Yakın geçmişi yanı başıma getiriyor; duvarlarındaki çerçevelenmiş gazete kesikleri, kilimler, küpler, semaverler, bakır tabaklar, Allahuekber Dağlarında toprak altından çıkarılmış tabancalar, tüfekler, kılıçlar, kamalar...

Rasim Kaya, eşi ve çocukları Azad ile Dilan'ın, ince belli cam bardaktaki demli çayın yanına iliştirdikleri gülücükleri ve türküleriyle yıkıyorum elimi yüzümü.

Gözüm gönlüm açılıyor; Terekeme, Yerli, Kürt, Türk, Ermeni, Çerkes, Gürcü, Azeri, Rus kültürlerinin birbirine geçerek ebruli çiçekler gibi açtığı bu topraklarda.

İlle de savaşmayı reddeden, şiddete karşı olan, ikonlara tapınmayı ve ruhban sınıfı kabul etmeyen, komünal yaşamı savunan felsefeleri nedeniyle Rus çarının ve kilisenin hışmına uğrayan ve 1878'den sonra Kars civarına sürülen Molokanların (süt içiciler) ve Dukhoborların (ruh güreşçileri) hikayelerinden içim taşıyor.

Kitabının telif hakkını onlara bağışlayan Lev Nikolayeviç Tolstoy'un yazdıklarında, benim için yeniden anlamlanıyor hayatın hücrelerinden beslenen edebiyat.

Diğer Hıristiyan gruplar muaf tutuldukları halde, silah kullanmaya ve insan öldürmeye karşı olan Molokanların askere çağrılmalarından ve inançlarına ters düşmek istemeyen bu insanların büyük çoğunluğunun 1922'de göç yollarına düşürülmelerinden acılaşıyor belleğim.

Ve hüznü doluyor kalbime; barışçıl kültürlerinin yanı sıra, semaver çayını, patates, ayçiçeği, lahana yetiştirme, arıcılık, peynircilik, sabun yapımı, tarım ve hayvancılıktaki bilgi birikimlerini de getirdikleri memleketimizden en son 1962 yılında gidişleriyle ve son Molokan Vasil Gavrilev Dölemenci'nin 27 Nisan 2007'de Kars'ta ölümüyle renkleri azalan insanlık bahçemizin.
 
 
"Kars Kadını Dik Durur"

Sabah erkenden Kars'ın yolunu tutuyorum. Teneke damlı ve minareli köylerin sıralandığı yol boyunca koyun ve inek sürüleri otluyor. Yeşilsiz toprağın rengini, gökyüzünün mavisi güzelliyor.

Müzeye uğruyorum ilk iş. Bazalt taşından yapılmış koç, koyun ve at heykelleri, Gürcü, Bagratlı ve Karakoyunlular dönemine ait mezar taşları ve beyaz vagon müze bahçesinde yer alıyor.

Zemin katta; Urartu, Selçuklu, Roma ve Bizans dönemlerine ait pişmiş toprak kaplar, vazolar, sırlı keramikler, baltalar, yüzükler, akik boncuklar, bilezikler, sikkeler, gözyaşı şişeleri ve ahşap oyma kilise kapıları sergileniyor.
 
İkinci kattaki etnografya salonunda ise, telkari işlemeli gümüş kemerler, yerel giysiler, halılar ve kilimlerin yanı sıra, yün eğirme aletleri ve halı dokuma tezgahı bulunuyor. Bölgenin çok kültürlülüğü, halıların ve kilimlerin dokusuna ilmek ilmek, motif motif işlenmiş. Heybelerin, kolanların, kuşakların nakışlarında renkten renge bürünmüş.
 
Onlara bakarken, sözün gümüş susmanın altın kıymetinde sayıldığı eski zamanlarda, Anadolu insanının kimi duygularını ve sosyal konumunu giysilerin diliyle aktarışının büyüsüne kapılıyorum, Gelinlerin "gül", damatların "dal" motifli çorap giydiği Anadolu kültüründe, evli erkekler için "büyük ağa", bekar erkekler için "küçük ağa" motifli yün çoraplar örülmüş. Sevdiği kız başkasını seven erkekler ise "yarimi eller aldı" çoraplarını giyerek dolaşmışlar çarşı pazarda. Yeşil oyalı yazma takan gelin, "evdekilerle aramız çayır çimen" duygusunu aktarmış çevresine. Biber motifli oyanın ilettiği mesaj ise, "aramız biber gibi acı" anlamını taşımış.
 
Müzeden ayrıldıktan sonra, önüme çıkan bütün sokakları yürüyüp, şehrin geçmişini bugüne taşıyan yapıları fotoğraflıyorum.
 
Aynalı Köşkten sonra yol düşürdüğüm, Aleksandr Nevski Rus Askeri Kilisesinin, belediye ihalesi ile yıkılan güzelim kulelerinin yerinde, 1985 yılında eklenen iki minare yükseliyor şimdilerde ve Fethiye Camisi olarak hizmet veriyor.
 
MS 937 yılında Ermeni Bagratlı Kralı Abas tarafından yaptırılan ve dış cephe duvarlarında 12 havariyi simgeleyen rölyefler yer alan Havariler Kilisesi, 1994 yılından bu yana Kümbet Cami adıyla ibadete açık bulunuyor. Eski kadın hapishanesi olan bina ve çevresindeki bahçe ise, Kars Kültür Evi olarak hayatını sürdürüyor.
 
İl Sağlık Müdürlüğü binası, Maliye SSK binası, Stavuşki Konağı, Kars Ticaret ve Sanayi Odası binası, Defterdarlık binası, Tuncer Güvensoy Evi ise, Baltık mimari tarzının en güzel örnekleri olarak caddeleri güzelliyor.
 
Kadınların çaba ve emekleriyle; evelik aşı, ısırgan çorbası, ayran aşı, erişte çorbası, hörre, hengel, piti, haşıl, kaz eti, umaç helvası gibi yöresel yemeklerin tadı, unutmanın hoyratlığından korunuyor.
 
"Örnek alacak kimsem yoktu, kendi imkanlarımla ve yaratıcılığımla kurdum burayı, yemek sektöründe ilk kadın benim" diyen Kaz Lokantasının sahibi Nuran Özyılmaz'ın "Kars kadını dik durur" sözlerinde, Hanımeli'nden Kamer'e çoğaldıkça çoğalıyor kadınların çalıştırdığı işyerlerinin sayısı.
 
Molokanlar, Terekemeler ve peynirin hikayesi
 
Kentte dolaşırken, üst üste yığılan zamanların sunduğu sayısız yolculuk ihtimali dönüp duruyor aklımda.
 
Kars sokaklarında Puşkin'in ve Gurciyev'in izini sürerek tarihe doğru mu kanatlansam, yoksa bisiklet rotasını izleyerek doğanın kalbine mi yol alsam, ya da Çıldır Gölü kıyısına gidip kendi içime yolculuğa mı çıksam?
 
Ani Antik Kentinde mi dolaşsam, Aşıklar Otağına gidip türkülerin notalarında mı kaybolsam, yoksa volkanik obsidyen taşından yapılma aynaların peşi sıra giderek soluğu Maya ve Aztek efsanelerinde mi alsam? Diye düşünürken, farklı kültürlerin harmanlanmasıyla başlayan peynirin hikayesi, 40 kilometre uzaklıktaki 2 bin 200 rakımlı Boğatepe köyüne götürüyor beni.
 
 
1877-78 Osmanlı Rus savaşı (93 harbi) sonrasında Çarlık Rusya hakimiyetine giren Kars'a yerleştirilen kültürel ve etnik gruplardan birisi de Molokanlardır. Onların verimli büyükbaş hayvanları, yörenin zengin biyolojik çeşitliliği ve İsviçre'den gelen girişimcilerin kurduğu peynir imalat zavotlarıyla* bir araya gelince, peynircilik hızla gelişir bölgede.
 
Ve uzun bir yolculuğun ardından kaşar, çeçil, heriye tulum, deri tulum, or tulum, Malakan şarap peyniri, Malakan beyaz peyniri, tel, otlu, çürük, çanak, kelle peynirinden, yapımı üç ay süren gravyere dek olanca çeşitliliğiyle günümüz sofralarına ulaşır.
 
Geçmişte altı Molokan köyünün yaylası olarak kullanılan Boğatepe'de, İsviçreli bir işadamının peynir imalathanesi olarak yaptırdığı köyün ilk binası, "Zavot Eko Müze" adını taşıyor şimdi. Müzede, peynirin tarihini ve geleneksel üretim süreçlerini anlatan görsel malzeme ve objeler yer alıyor. "Kadın Bakkal" bölümünde ise, unutulmaya yüz tutmuş peynir çeşitleri ve yöre bitkileri sergileniyor.
 
50 kadın, 15 erkek üyeli Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı Zümran Ömür, çevrede bulunan 300 bitki türünden 30 tanesinin tıbbi özellik taşıdığını, bitkiler konusunda eğitim aldıklarını ve kurutma atölyeleri kurduklarını anlattıktan sonra amaçlarını, "gelecek nesillere kendi ürettiğimiz bitkilerle sağlıklı bir yaşam bırakmak" diye özetliyor.
 
15 Mayıs-20 Temmuz arasında günlük 35 ton civarında süt ürettiklerini söyleyen dernek eş başkanı İlhan Koçulu ise; peynir ve ekmek yapım atölyeleri düzenlediklerini, köyde konaklama evinin bulunduğunu, yerel ürünlerle beslenme, yoga ve doğa yürüyüşlerinin yer aldığı detoks kampının bu yıl da 20-28 Haziran tarihlerinde yapılacağını ve Kars'ta bir "peynir müzesi" kurmayı çok istediklerini dile getiriyor.
 
Üretici Kazım Ömür şu sözlerle anlatıyor yaşadığı köyün geçmişini: "Babam 7 yaşında Gürcistan Tiflis'ten gelmiş. Biz Karapapak- Terekemeyiz. Terekemeler, kökleri Oğuz Türklerine dayanan Kafkasya bölgesinde yaşamış, 200 yıl öncesi göçer koyunculuk yapan insanlar. Başlarına kuzu derisinden kara kalpak giydikleri için Karapapak deniyor."
 
"Bizimkiler 1920'de, kimi atının heybelerine çocuğunu koymuş, kimi de taşınabilir mal varlığını, hayvanını, koyununu, atını getirmiş. Bakıyorlar ki burayı Malakanlar** terk etmiş, bina var, ev var, hayvan barınakları var, gelip yerleşiyorlar."
 
"Her zaman söylüyorum. Keşke Malakanlar bu bölgeden gitmeseydi. Burada bir renkti. Onlar o dönem sanayiyi buraya getiren insanlar. O dönem sanayi dediğin de değirmendir, ot biçerleridir, at tırmığıdır. Onların üzerine biz devam ettirmişiz."
 
"Malakanlar savaş sevmeyen bir millet. Çok üretkenler. Kişilik olarak düzgün insanlar. Asla yalan söylemezler, asla hırsızlık yapmazlar, haftanın pazar gününü de kendilerine ayırırlarmış, dinlenmek için. Aşağılarda, 1600- 1700 rakımlı yerlerde meyve bile üretiyorlarmış. Erik, vişne, elma... Son terk eden aileler 1962'de gitmiş buradan. Çok kültürlü, özlü bir milletmiş Malakanlar..."
 
* Rusçada fabrika/mandra anlamına gelen Zavot sözcüğü zamanla köyün de adı olur. Ta ki, 1930'larda Boğatepe olarak değiştirilene kadar.
 
** Molokanlara Kars civarında Malakanlar deniliyor.
 
Gönül İlhan
 

15 Aralık 2012 Cumartesi

Ağrı Turizm Keşif Rehberi yayımlandı

SERKA (Serhat Kalkınma Ajansı) sponsorluğunda hazırlanan Ağrı Yürüyüş Parkurları projesinin son adımı olan Ağrı Turizm Keşif Rehberi yayımlandı. Kitaba online olarak www.agritrekking.com adresinden ulaşabilir, edinmek için info@agritrekking.com adresine e-posta gönderebilirsiniz.

10 Aralık 2012 Pazartesi

Batı dünyası mimariyi Ani'den öğrendi

 
Kültür Rotaları Derneği Başkanı Kate Clow, bütün dünya mimarlarının, mimariyi Ani'den öğrendiğini belirterek, ilk kiliselerin, ilk harabelerin, ilk binaların Ani'de yapıldığını, buradan Avrupa'ya yayıldığını bildirdi.
 
Serhat Kalkınma Ajansı'ndan (SERKA) yapılan yazılı açıklamada, ajans tarafından Sarıkamış, Kars, Ağrı, Ardahan ve Iğdır'da düzenlenen gezi, yürüyüş ve tırmanış rotalarıyla bölgenin kültürel, turistik ve doğal değerlerini tanıtmak amacıyla gazeteci, yazar ve seyahat acentesi temsilcilerinden oluşan 50 kişilik grubun kente davet edildiği belirtildi.
 
Grubun, 4 gün süren program kapsamında Sarıkamış'taki Katerina Köşkü, Bayraktepe Kayak Merkezi ile Çıldır Gölü, Şeytan Kalesi, Kars kent merkezi ve Ani Antik Kenti ile Doğubayazıt ilçesindeki Ahmedi Hani Türbesi ve İshak Paşa Sarayı'nın gezildiği ifade edildi.
 
Ani Antik Kenti'ni gezen Kültür Rotaları Derneği Başkanı Kate Clow, Batılı mimarların mimarlık sanatını Ani'den öğrendiklerini belirterek, Ani'nin batı dünyasına ve Rönesans'a kaynaklık ettiğini vurguladı.
 
SERKA sayesinde bölgeyi tanıma fırsatı bulduğunu ifade eden Clow, şunları kaydetti: “Bu geziyle Türkiye 'nin en güzel ören yerlerini, tarihi yerlerini, geleneksel halk kültürünü gördük. İlk kez 1992 yılında gördüğüm Ani'ye çok geldim. Bugüne kadar çok değişti. Selçuklu duvarları restore edildi. Şimdi kiliseleri restore etmeye başladılar. Tigran Honents Kilisesi'ni iki yıl önce yine gezdim. Restore ediliyordu. Freskler restore edilmiş, taşlar restore edilmiş ve çok güzel bir durumda şimdi. Mimarlık çok önemlidir. Çünkü yalnız Ani'de bulunmaz. Buradan giden mimarlık yavaş yavaş bütün Avrupa'ya geçti ve Avrupa'da Rönesans'ta çok önemli bir yere sahiptir. Yani bütün dünyanın mimarları mimariyi Ani'den öğrenmişti. İlk kiliseler, ilk harabeler, ilk binalar bu çeşit yapılar ilk burada yapılmış ve yavaş yavaş Avrupa'ya yayılmış. İngiltere 'den Norveç'e, İsveç'e kadar yayılmıştı. Mimarinin kaynağı Ani Antik Kenti'dir.”
 
“BATI DÜNYASI MİMARİYİ BURADAN ÖĞRENDİ
Batıdaki mimarinin kaynağının da Ani olduğuna dikkati çeken Clow, “Batı dünyası mimariyi buradan öğrendi. Bu süreç 200, 300 yıl sürdü ve yavaş yavaş Avrupa'ya yayıldı” ifadelerini kullandı.
 
Kültür ve Turizm Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı temsilcisi Ece Yiğit de Bakanlık olarak kültür yolları konusunda çalışmalar yaptıklarını belirterek, kültür yollarının son dönemde alternatif turizm yöntemlerinden biri olarak dikkat çektiğini vurguladı.
 
Bakanlık olarak özellikle 3 yıldır “sürdürülebilir turizm” başlığı adı altında kültür yolları çalışmaları yaptıklarını anımsatan Yiğit, şunları ifade etti: “Bilgilendirme amaçlı çeşitli çalıştaylar yaptık. Kendimiz de tabii çok şey öğrendik bu sayede. Şimdi de kültür yolları olarak yapılan çalışmalara elimizden geldiğince destek vermeye çalışıyoruz. Serhat Kalkınma Ajansı'nın bu yöndeki çalışmaları bizim açımızdan çok önemlidir. Bundan sonra yapılacak çalışmalarda da Serhat Kalkınma Ajansı'nı örnek olarak göstermek istiyoruz.”
 
 
Kaynak : Radikal Gazetesi (07.12.2012)
 

"Kültür Yolları" projeleri yasa tasarısını bekliyor

Kültür turizminde kaliteli turisti çekmenin bir yolu da Avrupa Konseyi Kültür Yolları Listesine girmekten geçiyor. İlgili yasa tasarısı Meclis’ten geçtiğinde, önemli bir aşama tamamlanmış olacak.

Kültür ve yürüyüş yolları projeleri, Türkiye’nin dünya genelinde yükselen kültür-doğa ve kırsal turizm trendinde sağlam bir yer edinmesinde önemli rol oynuyor. Bu projelerle kültür ve doğa turizmine altyapı sağlanıyor. Bakanlık ve kalkınma ajansları, belediyelerin desteklediği projelerin önlerindeki hedef, Avrupa Konseyi’nin Kültür Yolları Listesi’ne girmek. Listeye giren proje dünyaca tanınıyor. Eğitimli, paralı, azımsanmayacak sayıdaki kültür turistleri ellerindeki listeyi takip ederek bu yolları geziyor.

Bizim kültür ve yürüyüş yollarını bir turizm öğesi olarak keşfetmemiz ise daha pek yeni. Türkiye’de İngiliz yürüyüşçü ve araştırmacı Kate Clow’un 10 yıl önce oluşturduğu Likya Yolu’yla profesyonel tarzda hayatımıza giren kültür ve yürüyüş yolları, Saint Paul, Abraham, Hitit, Frig, Gastronomi, Karya, Evliya Çelebi, Kaçkarlar, Via Egnetia, Yenice Ormanları, Kars, Sarıkamış Yolu projeleriyle çeşitlendi. Kate Clow ve Türkiye’nin pek çok yerinde yaptığı rota belirleme çalışmalarının ardından son olarak Kars-Sarıkamış-Ağrı-Ardahan rotaları çalışmasıyla dikkat çeken Ersin Demirel’in girişimiyle 6 ay önce Türkiye Kültür Rotaları Derneği de kuruldu. Derneğin amacı, Türkiye Kültür Yollarını uluslararası planda da duyurmak.

Avrupa Konseyi  Kültür Yolları Programı  1987’de oluşturulmuş. Bu programda 29 kültür yolu listeye alınmış. 29  yolun üçü “Fenikeliler Yolu”,  “Avrupa Yahudi Mirası Yolu” ve “Zeytin Ağacı Yolu” Türkiye’de.

Konu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Daire Başkanlığı Kültür Yolları Sorumlusu Ece Yiğit tarafından takip ediliyor. SERKA’nın düzenlediği Kars-Ardahan-Iğdır-Ağrı Kültür ve Yürüyüş Yolları infosuna Bakanlığı temsilen katılan Ece Yiğit, kültür yolları programındaki yerimizi TUYED’e (Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği) değerlendirdi.

Ece Yiğit’in konuyla ilgili verdiği bilgiler şöyle:  “UNESCO ve Avrupa Konseyi tarafından oluşturulan kültür yolları programına katılan ülkelerin kaliteli turist sayısında artış yaşanıyor. İspanya’da oluşturulan inanç yolunu yılda 8 milyon kişi yürüyor. Bu rakam Türkiye’ye gelen turist sayısının neredeyse üçte biri. Türkiye kültür ve yürüyüş yolları açısından bu programda öne çıkan İtalya, Fransa ve İspanya’ya göre çok daha zengin. Onlar bizdeki potansiyele sahip olmadıkları halde, konuyu iyi değerlendirmişler ve bir düzene oturtmuşlar. Kültür yolları kavramı Türkiye için henüz yeni.”

Eğitimli ve zengin turist geliyor
“Gelen turistin sayısından çok, ülkemizden nasıl etkilendiği ve ne bıraktığı çok önemli. Kültür turistleri eğitimli, bilinçli ve ekonomik olarak da çok daha güçlü bir kesim. Yaşları ise 30’dan başlayıp 80’lere kadar uzanıyor. Spor onlar için yaşam biçimi.  Kültür ve yürüyüş yollarını yürümeyi amaç edinenler var. Ellerinde liste gittikleri yerleri ‘Buraya da gittim”diye işaretleyerek geziyorlar.”

“Yerel ekonomiyi besliyor”
“Kültür yolları projeleri yerel ekonomiye de katkı sağlıyor. Gezginler yol boyunca para harcıyor ve küçük işletmelerde kalmayı seçiyorlar. Bu da ev pansiyonculuğu ve küçük işletmeciliği teşvik ediyor. Büyük turizm yatırımları yaptığınızda, bu yatırımlar dar ve küçük bir çevreyi etkilerken, kültüre yatırım yaptığınızda yatırım miktarı daha az olmasına rağmen, daha geniş bir kitleyi etkiliyor.”

“Kırsal kalkınmayı da etkiliyor”
“Eğer ülkenizde kırsal kalkınmayı tetiklemek istiyorsanız, bunun en iyi yolu kırsal turizm ve kültür yollarına yatırım yapmak.  Hem halkı ekolojik tarıma yönlendiriyor, el sanatlarını canlandırıyor, küçük pansiyonculuğu teşvik ediyor, hem de şehirlerini bırakmadan, daha kaliteli yaşam seviyesine getirecek bir sistem kuruyorsunuz.

En iyi bilinçlenme ekonomik bilinçlenmeden geçiyor
“O çevrenin doğal güzellikleri ortaya çıkıyor, kuş ve hayvan türleri ve bitki türlerinin siz de farkında oluyorsunuz. Bakanlık olarak ören ve kültür yerlerine ciddi bütçeler ayırıyoruz. Ama insanlar kendi değerlerine sahip çıkınca korumacılık da süreklilik kazanıyor. Halk para kazanmaya başlayınca  ören yerleri ve doğal alanlara daha çok sahip çıkıyor. En iyi bilinçlenme ekonomik bilinçlenmeden geçiyor.”

“Korumacılık ve çevre bilinci artıyor”
“Koruma konusundaki yaklaşımlar da değişti. Önceden her türlü yaşamı yerinden alıp koruma yaparken, şimdi oldukları yerde kalmaları, içlerinde yaşam devam etmezse onların da öleceği yaklaşımıyla hareket ediliyor. Sayın Bakanın söylediği gibi “Taşların da ruhu var”. Onları içinde yaşam sürüdüğünde ayakta tutabiliyorsunuz. İnsanlara siz burada kalın, orayı koruyun diyorsunuz. Bunlar somut olmayan kültürel mirasın da yaşatılmasını sağlıyor.”

“Yerel yönecileri eğitiyoruz”
“Bakanlık olarak son üç yıldır yerel yöneticilerin bu konuya eğilmesi için çalıştaylar düzenliyoruz. Önce Frig Yolu’yla  başladık. Çorum’da ve  İpek Yolu özelinde çalıştaylar yaptık.  Bu çalıştaylarda bölgenin tarihi, kuş ve bitki türleri, yemek kültürü gibi pek çok konuda akademisyenlerin de desteğiyle yerel yöneticileri ve kalkınma ajanslarını  daha fazla bilgilendirmeye çalışıyoruz. İnanç ve kültür yolları konusunda önümüzdeki aylarda bir çalıştay daha yapacağız. Bu çalıştaya SERKA’yı davet ettik. Gelip neler yaptıklarını anlatacaklar.”

Yasa tasarısını bekliyoruz
“Avrupa Konseyi’nin kültür yollarıyla ilgili bu çalışmaları listesine alması çok önemli. Bunun belli bir prosedürü var. EPA sözleşmesi adındaki sözleşmeyi imzalamak gerekiyor. Katılım payı isteniyor, Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak katkı payını da ödedik. Hazırlanan yasa tasarısı Meclis’e sevkedildi. Meclisten geçmesini bekliyoruz. Bu süreci yürütürken, bakanlık olarak  katıldığımız yurtdışı fuarlarda kültür ve yürüyüş yollarımızın tanıtımını yapıyoruz. Kültür yollarımızla ilgili tüm dokümanları Avrupa Konseyi’nin standartlarına uygun olarak  yapıyoruz. Listeye gireceğimizi düşünüyorum.”


Kaynak : Aynur GÜRSOY (6.12.2012)

Yazar Buket Uzuner, Kars'ı Hürriyet Seyahat'e anlattı

Peynirin doğudaki kraliçesi 

Buket Uzuner -10 Aralık 2012

Kars’ın meşhur gravyerini, çok az miktarda üretilen Malakan şarap peynirini ya da heriye tulumunu tattınız mı hiç? Yaz boyunca üretilip mahzenlerde dinlendirilen bu özgün lezzetler kasım, aralıkta piyasaya çıkıyor. Kış başında yapacağınız bir gezide yörenin tarihi zenginliğini keşfedebilir, bu yıl açılan Boğatepe Peynir Müzesi’nde peynirlerin öyküsünü öğrenebilirsiniz.

Kars, tarihi, folkloru, mimarisi, yemek kültürü üzerine ciddi ve derin araştırmaların yapılması ve yazılmasını hak eden, Orhan Pamuk’un Kar romanına mekan olduğu için de İzlanda’dan Hindistan'a, Yeni Zelanda’dan Japonya’ya dünya çapında tanındığına bizzat şahit olduğum bir şehir. Ancak bütün bunların yanında ve üzerinde benim için apayrı bir yeri var. O da peynir! Benim için Kars, peynirin kraliçesi bir şehir.

193 TÜRDEN 9’U TESCİLLİ
Peynir sadece peynir değildir. Sadece bir gıda maddesi olmaktan daha önemlidir. Sağlıkla ve ekonomiyle ilişkisi kadar tarımdan yemek kültürüne sosyolojik ve folklorik anlamları olan, günlük hayatı ve tarihi ilgilendiren bir çevresel (ekolojik) ve kültürel parametredir. Yine Kaşgarlı Mahmut’a dayanarak, peynirin (Uygur) Türkçe ilk adı olan “udma” kelimesinin uyumak anlamına geldiğini ve bunun da sütün uyuması, sütü uyutmak sonunda oluşan peynire, mecaz sanatının şahı Türkçe dilinin bir mucizesi olarak verildiğini öğreniyoruz. Tabii burada durup, sevgili dostumuz Artun Ünsal’ın “Süt Uyuyunca: Türkiye Peynirleri” adlı güzel kitabına da hemen bir selam yolluyoruz. Destek Patent A.Ş. başkanı Kemal Yamankaradeniz, Türkiye’deki 193 çeşit peynirden sadece 9’unun tescilli, lezzet ve hijyen bakımından uluslararası standartlara uygun olduğunu söylüyor. Fransa’nın 360 çeşit peyniriyle haklı olarak kültürel gurur duyduğu ve ulusal olarak da büyük iş olanakları yarattığını unutmadan peynirin Kars’ta izini sürelim.
 
SÜTE TADINI 200 ÇEŞİT BİTKİ VERİYOR
Kars’taki peynir zavotlarından (Rusça fabrika) alışveriş ederken, bu şehirdeki peynirin tarihsel hikayesini merak edenler için bir müze olduğunu öğreniyoruz. Peynir Müzesi, Kars merkeze 45 kilometre mesafede, Boğatepe köyünde. 1880’de İsviçrelilerin kurduğu mandırada, bu yıl 23 Şubat’ta açılmış. Boğatepe’de sayısı 200’den fazla bitki çeşidiyle beslenen Zavot ve Doğu Anadolu Kırmızısı adlı sığırlarla, keçi ve koyun sütünden geleneksel üretim teknikleriyle taze kaşar, eski kaşar, gravyer, lor, deri tulum, heriye tulum, kısır inek sütünden yapılan nadide Malakan şarap peyniri, Malakan beyaz peyniri, kuzu işkembesinden or tulum, otlu peynir, kelle peyniri, tel, çürük ve çanak gibi peynir çeşitleri üretiliyor. Benim zamanım kısıtlı olduğu için hijyenik ortamda üretim yapan mandıraları ziyaret edemedim ama peynir fabrikasını, müzeyi ve Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’ni kuran Karslı çevreci İlhan Koçulu ile Peynir Müzesi’ni gezmek şansına sahip oldum. (http://www.peynirmuzesi.org/)

Türkiye’de ilk olan, ekomüzecilik örneği de sayılacak Peynir Müzesi, broşüründe: “farklı kültürlerin karşılıklı etkileşimiyle İsviçreli, Rus (Malakan), Alman ve yerli işadamları, usta ve işçilerin (kadınların) yöredeki flora ve yerel hayvan ırklarını birleştirerek bu sürecin damaklarda nasıl bir özgün tada dönüştüğünün hikayesi, çok sayıda görsel malzeme, döküman ve zamanında kullanılan objeleri” sergilediği şeklinde anlatılıyor. Amaç unutulmaya yüz tutmuş yerel peynir çeşitlerini hatırlatmak, korumak. Kars kaşarı, gravyeri ve tereyağının üretim süreçlerini bu mütevazı ve gururlu zaman tünelinden geçerek öğrenmek, Kars’a olan ilginin değerini arttırmaya da yarıyor. Bir şehri keşfetmenin en iyi yönteminin, şehir mobilyaları arasında sokaklarda gezmek kadar mutfağı dahil kültürünün perde arkasındakileri merak etmek olduğunu iyi bilen gezginler, “Peynir Kraliçesi Kars”ı tanımak için Boğatepe Peynir Müzesi’ne yollarını düşürecektir. Ben, süt süzme, mayalama, teleme kesme, kepçeyle karıştırma, harbiyle pıhtı doğrama, pişirme, çifte çember takma, peyniri kazandan çıkartma, preslenme, tuzlu su havuzunda ve soğuk olgunlaştırma evrelerinin yapıldığı alet ve edevatları tek tek inceleme şansına sahip oldum. Peynire çok düşkün biri olarak sütün peynire dönüşmek için geçirdiği bu sihirli “uyku” (udma) ritüellerini ilk kez yakından öğrenirken aslında Karslıları da daha iyi tanımaya başladığımı anlıyordum. Bu arada trekking, dağ bisikleti ve botanik gözlemi gibi ekoturizm faaliyetlerinin de yapıldığı Boğatepe köyünde konaklama olanağının bulunduğu bilgisini gezginlere ve gezgin adaylarına duyurmak isterim. (İletişim: ekomuzezavot@gmail.com)

İKİ CİDDİ RİSK
Kars ile birlikte Ardahan, Iğdır ve Ağrı illerini de içine alan bölgede faaliyet gösteren, Kalkınma Bakanlığı’na bağlı 26 kalkınma ajansından SERKA’nın (Serhat Kalkınma Ajansı) turizme katkılarını anmadan Kars’tan ayrılmak olmaz. SERKA, bu şehirlerin kaynak ve olanaklarını belirleyerek sosyo-kültürel ve ekonomik refahı yükseltmek için çalışan bir ajans. Benim de davetlisi olarak katıldığım “Turizm Tanıtım Programı” aslında rehber Ersin Demirel’in hazırladığı “turizm keşif çalışması” adlı kapsamlı ve özenli dört şehir kitabı eşliğinde bölgeyi tanıtmaya yönelik bir geziydi. Kars, ayrılırken insanı mutlaka bir daha geri gelmeye mecbur bırakan o özgün şehirlerden biri. Hani, “geldim, gezdim, gördüm, bana eyvallah” diyemeyeceğiniz, giderken aklınız, değilse gönlünüzün kaldığı güzellerden... Sevmek, kuru kuruya olmaz tabii. Sevmek, esirgemek de demektir. Şehri bu kadar beğendiğim için esirgemek isterim. Bu yüzden Kars’ın kötü kömür yakıtı nedeniyle akşamları yaşadığı çok ciddi hava kirliliğini, Kars Belediye Başkanı ve Kars Vali’sinin dikkatine önemle havale etmek isterim. İkinci koruma konusu: Ermenistan’da eskidiği için sızıntı yapmaya başlayan nükleer santralinin yarattığı büyük tehlikedir. Kars’taki nükleer sızıntı sorununa mutlaka dikkat çekmek isterim. Nükleer sızıntı sadece Kars’ın değil; suyu, sebzesi, meyvesi, tarımı, hayvancılığı, eti, sütü ve peyniriyle tüm Türkiye’nin kuşaklar boyu sürecek sorunudur. Kars’ı sevmiş ve yeniden gitmeyi isteyen bir gezgin, yazar, çevreci ve özellikle de bir anne olarak Tarım ve Enerji Bakanları’na Ermenistan’daki eskiyen nükleer santralin tamirine veya kapatılmasına maddi destek vermemiz halinde en çok kendimize iyilik etmiş olacağımızı başka hiçbir art düşünce ve planım olmadan naçizane hatırlatmak isterim. Bu vesileyle nükleer santral aşıklarına da çok sitemle selam ederim!

Gökten üç Kars elması düştüğünü söylemek yine yazara düşecek ey okur! Uçakla 1,5 saat süren yolu göze almaya değen, kışı ve baharı ayrı güzel Kars’a gitmek hem kolay hem de bütçe dostu bir gezi. Geri dönerken uçak personeli, elinizde taşıdığınız vakumlanmış torbalarda evinize ve dostlarınıza götüreceğiniz nefis Kars peyniri kolilerine alışkın olarak gülümseyecek size.

Menkıbe anlatanlara hak vereceksiniz
Kars, ilk kez ziyaretine gelenlerin kendi hakkında daha önce bildiklerini silkeleyip atacak denli farklı güzelliği ve çok kültürlü zenginliği olan özgün bir şehir. Türkiye’yi karış karış gezenlerin orada birkaç gün geçirdikten sonra; 40 yıllık Rus işgal döneminde yapılan ızgara şeklindeki şehir planından, bir zamanlar Kars vatandaşı olan Slav asıllı, savaş karşıtı, domuz eti yemez Malakanlar’dan kalan barışçıl şehir ruhuna, çoğu sonradan camiye çevrilmiş eski kiliselerinden, bazıları devlet ve belediyece onarılmış ama çoğu restorasyonu bekleyen Baltık-Rus mimari örneği binalarına, devam etmekte olan “halk aşıkları şenliği” geleneğinden, mutfağındaki kaz eti lezzeti ve adı anılınca dahi ağzın suyunu akıtan muhteşem peynirlerine kadar birçok özelliğiyle Kars’ın Türkiye’de eşsiz bir şehir olduğunu anlamaları da bu yüzden. 

Karslıların çoğu, şehirlerini serhatlık, gazilik, yiğitlik ve tarihi kahramanlık hikayeleriyle (menkıbeler) anmayı seviyor. Kendi gözlerinizle görüp, birkaç gün sokaklarında dolaştığınızda bile onların haklı olduğunu anlıyorsunuz. 860 yıldır kenti tepeden seyreden heybetli Kars Kalesi’nin hikayesi dahi tek başına şehrin geçmişi hakkında yerli ve yabancı her gezgini etkileyecek zenginlikte. 1153’de Selçuklular’a bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzettin tarafından yaptırılan, 1386’da Timur’un yıktığı, 1579’da Sultan 3’üncü Murad tarafından tekrar onartılan ancak bizim “93 Harbi” diye adlandırdığımız 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar tarafından yıkılan 220 burçlu Kars Kalesi, bugün özgün halinden çok şey yitirmiş olsa da Türkiye’nin en yüksek rakımlı şehrinin tepesinde, sırlarıyla birlikte hâlâ ayakta dikiliyor.

Kentin tarihi zenginliklerle hafızası derin yaralarla dolu
İlk Karslıların (adları farklı da olsa) 15 bin yıl önce bölgede yaşadığına dair buluntulara ulaşıldığı, Urartu, İskit, Kimmer, Pers, Roma, Sasani, Emevi, Abbasi, Bizans, Bagratlı-Ermeni, Selçuklu, Moğol, Gürcü, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Osmanlı, Rus ve Türkiye devletlerinin hüküm sürdüğü Kars, Anadolu’nun Kafkaslar ve Orta Asya’ya açılan kapısı ve tarihi İpek Yolu üzerinde verimli ve stratejik topraklara sahip önemli konumuyla benzer yerleşim merkezleri gibi sadece uygarlık ve refahın değil, işgal ve savaşların, yıkılıp yağmalanmanın, acı insan hikayelerinin de odağı olmuş bir şehir... Kars’ın hafızası, tarihi zenginliği kadar, derin yaralarla da dolu. Bu bakımdan kendisine yakıştırılan bütün unvanlar içinde en çok Gazi Kars’ı hak eden gururlu bir kuzeydoğu güzeli o.
Kars adının nereden geldiğine dair birkaç farklı etimolojik çalışma bulunuyor. Ben tarafsız kalmaya özen göstererek, eski bir meslektaşım (!) olan Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lügati’t Türk kitabında açıkladığı şekliyle, Kars kelimesinin “Deve veya koyun yününden yapılan elbise ve karsak derisinden güzel kürk yapılan bir hayvan, ya da bozkır tilkisi”nden geldiğini aktarmayı seçtim.